Ahiret yurduna doğru yol alan bir Müslüman yolcu, yanında üç parça yük, üç azık olmadan Rabbine giden yolculuğunu tamamlayamaz. Bu üç azık da bütün peygamberlerin ve resullerin hayatında apaçık görülür. Ashabın hayatında da vardı ve kıyamete kadar salih her Müslüman erkekte ve kadında da var olmaya devam edecek. Çünkü bu üç azık olmadan ne Allah'ın rızası vardır, ne kabirde güvenlik, ne ahirette yardım, ne de cennetin kapılarına vardığımızda bir kurtuluş.
Nedir bu üç azık?
- Birincisi tevhid: Allah Teâlâ'yı ibadette birlemek.
- İkincisi ittibâ: Peygamberî yola uymak.
- Üçüncüsü tezkiye: Nefsin arındırılması.
Bunlar olmadan kurtuluş yoktur. Bunlar, kıyamete kadar her peygamberin, her salih erkeğin ve kadının azığıdır.
3 Zorunlu Azık
Birinci azık: Tevhid
Allah şöyle buyuruyor:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."
— Zâriyât Suresi, 51:56
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Muâz b. Cebel'i Yemen halkını İslam'a davet etmek üzere gönderdiğinde ona talimatı ne oldu? Yemen'e vardığında onları davet edeceği ilk şeyin şu olmasını söyledi: Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun resulü olduğuna şehadet etmeleri.
"Onları, Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Resulü olduğuma şehadet etmeye davet et."
— Buhârî, Zekât 1 (1395); Müslim, Îmân 29 (19)
İşte bu birinci azıktır ve ilk sıradadır.
İkinci azık: İttibâ, Nebevî yola uymak
İkinci azık ittibâdır, Peygamber'in yoluna uymaktır. Hadiste şöyle buyrulur:
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey icat ederse, o reddedilir."
— Buhârî, Sulh 5 (2697); Müslim, Akdiye 17 (1718)
Selef âlimlerimizin dediği gibi, "Bütün yollar insanlara kapalıdır; ancak Rasûlullah’ın izinden gidenler müstesna."[1] İşte ikinci azık budur: Nebevî yola uymak.
Üçüncü azık: Tezkiye, Nefsin arındırılması
Üçüncü azık tezkiyedir, yani nefsin arındırılmasıdır. Allah şöyle buyuruyor:
قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ"Arınan kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir."
— A'lâ Suresi, 87:14
İşte bu kurtuluşun 3 azığıdır: Tevhid, Nebevî yola uymak ve tezkiye. İşin şaşırtıcı olan yanı şu ki: Bu üç azığın üçü de evlilik kurumunda apaçık bir şekilde bulunur. Tevhid oradadır, Nebevî sünnet oradadır ve tezkiye oradadır.
Evlilik, Allah'ın Birliğini Hatırlatır
Tevhid evlilikte nasıl bulunur? Aslında bu çok açık. Bir erkek ya da bir kadın hayatta ne kadar bağımsız olduğunu iddia ederse etsin, varlığının bir noktasında duvara toslayacağı, dibe vuracağı bir an gelecektir. O, bir eş olmadan devam edemez ve eksiktir.
Allah ise, kendine ne bir eş, ne bir çocuk, ne de bir ortak edinmiştir. Senin evlenmeye ihtiyaç duyman, ancak bir çift olduğunda tamamlanman, sana neyi hatırlatır? Allah'ın birliğini.
وَأَنَّهُ تَعَالَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا"Rabbimizin şanı çok yücedir. O, ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir."
— Cin Suresi, 72:3
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ"O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Onun bir eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir?"
— En'âm Suresi, 6:101
Gökleri ve yeri yaratan O'dur ve O bunu tek başına yapmıştır. Bütün yaratılmışları rızıklandıran O'dur ve tektir. Hayatı ve ölümü veren O'dur ve tektir. Kıyamet günü yeri ve gökleri dürdüğünde[2] yalnız O olacaktır. İnsanları cennete ve cehenneme girdirirken kimsenin görüşünü sormayacaktır. O, emrinde tektir. Bu yüzden Allah kıyamet günü için şöyle buyurdu:
يَوْمَ هُم بَارِزُونَ ۖ لَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ ۚ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ۖ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ"O gün onlar (kabirlerinden çıkıp) ortaya çıkarlar. Onlara dair hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. 'Bugün mülk kimindir?' (diye sorulur). (Cevap:) 'Tek ve Kahhâr olan Allah'ındır.'"
— Mü'min (Ğâfir) Suresi, 40:16
Hayatının bir noktasında fizyolojik olarak, ruhen ve duygusal olarak devam edemeyecek hale gelmen, zayıf olman, bir karıya ya da bir kocaya ihtiyaç duyman; işte bu, Allah'ın bir olduğunun en büyük hatırlatıcısıdır. Bu şekilde tevhid, evlilik kurumunda bulunur.
Evlilik ve Sünnet
İkinci azıksa, Nebevî yola yani sünnete uymaktır. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Allah'a farklı bir şekilde ibadet etmeye karar veren üç adamı duyduğunda ne yaptı? Biri "Ben bütün gece namaz kılacağım, hiç uyumayacağım" dedi. İkincisi "Ben oruç tutacağım ve hiç ara vermeyeceğim" dedi. Üçüncüsü ise "Ben kadınlarla evlenmeyeceğim" dedi.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ise bunu duyunca onları çağırdı ve "Şöyle şöyle diyenler sizler misiniz?" diye sordu. Sonra şöyle buyurdu:
"Allah'a yemin ederim ki ben, Allah'tan en çok korkanınız ve O'na karşı en çok takvalı olanınızım. Fakat ben (nafile) oruç tutarım, tutmadığım da olur. Namaz kılarım, uyurum da. Ve kadınlarla evlenirim.فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّيKim benim yolumdan yüz çevirirse, o benden değildir."
— Buhârî, Nikâh 1 (5063); Müslim, Nikâh 5 (1401)
Demek ki Nebevî yola uymak da evlilik kurumunda bulunur.
Evlilik Yoluyla Arınma
Ve üçüncü azıksa, tezkiye yani nefsin arındırılmasıdır. Evlilikte bu, çok açık bir şekilde görülür. Evlilik, Allah'ın izniyle şeytanın pek çok tuzağını kapatır, kalbin boşluğunu doldurur ve bir karının ya da kocanın yardımıyla zihnin hayatın diğer meselelerine yoğunlaşmasını sağlar.
Bu yüzden Buhârî ve Müslim, Abdullah b. Mes'ûd'dan şu meşhur hadisi rivayet ederler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ، مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ"Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan daha çok korur, iffeti daha çok muhafaza eder. Gücü yetmeyen de oruç tutsun (çokça oruç tutsun); çünkü oruç onun için bir kalkandır."
— Buhârî, Nikâh 2-3 (5065, 5066); Müslim, Nikâh 1-3 (1400)
Böylece hayatımızdaki en önemli üç azık, yani tevhid, sünnete uymak ve nefsin arındırılması, evlilik kurumunda bir araya gelir. O halde Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmasına şaşırmamamız gerekir:
إِذَا تَزَوَّجَ الْعَبْدُ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ نِصْفَ الدِّينِ، فَلْيَتَّقِ اللَّهَ فِي النِّصْفِ الْبَاقِي"Kul evlendiğinde dininin yarısını tamamlamış olur. Geri kalan yarısı hakkında da Allah'tan korksun."
— Beyhakî, Şuabü'l-Îmân (5100); Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat (7647). Elbânî hasen kabul etmiştir (Sahîhu't-Tergîb, 1916).
Neden "Sonsuza Dek Evlilik"?
Neden "Sonsuza Dek Evlilik" konusunu seçtik? Halbuki ele alabileceğimiz o kadar çok başka konu var ki. Ama dürüst olmak gerekirse, bu konuların çoğunun, özellikle de şu dönemde, bazı insanları ilgilendirdiğini ama diğerlerini ilgilendirmediğini görüyoruz.
Ayrıntılı bir fıkhî konu seçsek, bazılarını etkiler ama diğerlerini etkilemez. Zekâtın hükümleri hakkında yapsaydık, ki buna ihtiyacımız var, parası olanları ilgilendirirdi ama olmayanları ilgilendirmezdi. Veya nahiv ve sarf hakkında olsaydı, bu alanda uzmanlaşmak isteyenleri ilgilendirirdi ama diğerlerini ilgilendirmezdi. Münazarayı, ateistlerle nasıl tartışılacağını konuşmak isteseydik, bu alanda kendini zorlamak isteyen bazılarımızı ilgilendirebilirdi ama bunun kendilerini aştığını düşünen diğerlerini ilgilendirmeyebilirdi.
Ancak evlilik konusu böyle değildir. İslam'da evlilik konusunu ele aldığımızda, yeryüzündeki her bir Müslümanı ilgilendirir ve ilgilendirmelidir de. Çünkü ya evlisin ve mutlusun, ya evlisin ve mutsuzsun, ya bekârsın ve mutlusun, ya da bekârsın ve mutsuzsun. Öyle ya da böyle bu konu seni ilgilendiriyor.
Peki, evlilik gerçekten bu kadar önemli mi? Bununla ilgili sizinle yedi başlık paylaşacağım:
1. Evlilik, Peygamberlerin Yoludur
Evlilik bizden önceki peygamberlerin ve resullerin yoludur. Kuralı bozmayan birkaç istisna dışında peygamberlerin her birinin eşleri vardı, hatta bazılarının birden fazla eşi vardı.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً"Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara eşler ve çocuklar verdik."
— Ra'd Suresi, 13:38
Hepsinin eşleri vardı; istisna belki Meryem oğlu İsa'dır. Âlimlerin bir kısmı onun hayatında evlendiğini söyler, diğerleri bunun pek muhtemel olmadığını söyler. Bazıları yeryüzüne geri döndüğünde evleneceğini söyler, diğerleri bu konuda gerçekten bir bilgimiz olmadığını söyler. Ama her halükârda bu, kuralın istisnasıdır. Yahya (aleyhisselâm) hakkında da bazıları, Allah'ın onu nitelendirdiği vasıftan hareketle hayatında evlenmediğini söylemiştir; ancak bu vasıftan ne kastedildiği konusunda da görüş ayrılığı vardır.[3] Bunun dışında genel olarak, sayıları binleri bulan peygamberlerin ve resullerin hepsinin eşleri vardır.
İşte bu konuyu seçmemizin birinci sebebi bu; Evlilik, peygamberlerin ve resullerin yoludur.
2. Evlilik, Hiçbir Müslümanın Vazgeçemeyeceği Bir Elbisedir
İslam'da evlilik, hiçbir Müslümanın onsuz yapamayacağı bir elbise (libâs) olarak görülür. Allah Teâlâ evlilik kurumunu anlatırken şöyle buyurur:
هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ"Onlar (eşleriniz) sizin için bir elbisedir, siz de onlar için bir elbisesiniz."
— Bakara Suresi, 2:187
Bunun ne anlama geldiğini açıklarken şöyle denmiştir: Siz onlar için bir sükûnetsiniz, onlar da sizin için bir sükûnettir.[4] Elbisenin pek çok işlevi vardır. Şu güzel Kur'anî benzetmeye, yapılan bu karşılaştırmaya bakın. Peki, bir düşünelim. Elbise sana nasıl hizmet eder?
Avret yerlerini örter, çıplaklığını gizler. Evliliğin amacı da budur. Karı ve koca birbirinin eksiklerini örter, birbirinin zaaflarını örter, birbirinin sırlarını saklar, birbirini güçlendirir ve birbirini teşhir etmez. Elbisenin de amacı budur.
Elbise seni dış etkenlerden korur. İster kavurucu sıcak olsun ister dondurucu soğuk, kıyafetin seni dış etkenlerden korur. Evlilik de aynı amaca hizmet etmelidir: Hayatın etkenlerine karşı bir sığınak.
Kıyafetlerin sana en yakın olan şeylerdir. Şu anda sana, giydiğin dış ve iç kıyafetlerden daha yakın hiçbir şey yoktur. Allah, eşlerinizin sizin elbiseniz olduğunu buyurduğuna göre buradan da eşe yakın olmayı anlıyoruz. Uzun süreli ayrılıklar olmamalı, çünkü elbisenin işlevi onu giyen kişiden uzakta durmak değildir.
Bu konuyu konuşmamızın ikinci sebebi budur: Evlilik, bir müminin giyebileceği en önemli elbisedir.
3. Evlilik, Her Anlamıyla Bir Mucizedir
Bir diğer sebep de bundan daha büyük bir mucize olan başka bir konu yoktur. Evlilik en büyük mucizedir; ya da şöyle diyelim, evlilik kelimenin her anlamıyla bir mucizedir.
Gerçekten bir düşünün: Hayatta belki farklı fikirlere sahip iki insan. Bazen ana dilleri dahi farklı olabilen, kültürleri farklı, soyadları farklı, görünüşleri farklı, yetiştirilme biçimleri farklı birbirini tanımayan iki insan. Sokakta birbirlerinin yanından geçseler gözlerini bile kırpmazlar; çünkü yabancıdırlar. Ancak sonra birdenbire, evlilik bağıyla yeryüzünde birbirine en yakın iki insan haline geliyorlar. Bu nasıl mümkün olabilir?
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا ۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا"O, sudan bir insan yaratıp ona soy ve sıhrî (evlilik yoluyla) akrabalık verendir. Senin Rabbin her şeye hakkıyla gücü yetendir."
— Furkân Suresi, 25:54
İşte bu bir mucizedir. Daha önce birbirlerini tanımıyorlardı. Daha önce birbirleri için hiçbir anlam ifade etmiyorlardı; biri vefat etse diğerini etkilemezdi. Sonra birdenbire evlilik yoluyla birbirlerine en yakın kimseler haline geldiler. Öyle ki iş için biri yolculuğa çıksa, ki eski zamanlarda iş için yolculuk bugünkü gibi cumadan pazara bir hafta sonu değildi, bazen aylarca, bazen yıllarca rızık peşinde sürerdi, o ayrılık anında büyük bir acı yaşarlar...
Önümüzdeki haftalarda, aylarca ve yıllarca sürecek yolculuklara çıkmadan önce eşleriyle vedalaşan Arapların söylediği şiirlerden bazılarını sizinle paylaşacağım. Ayrılık anında yaşadıkları acının ölüm acısına benzediğini göreceksiniz. Daha önce birbirlerine yabancıyken bu nasıl oldu? İşte buna evliliğin mucizesi denir.
4. Evlilik, Dünyanın En Temiz Nimetidir
Evlilik hayatın sunabileceği en temiz, en saf zevktir; belki de yalnızca Müslüman olmanın lezzetinden sonra ikinci sırada gelir. Bu yüzden Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
الدُّنْيَا مَتَاعٌ، وَخَيْرُ مَتَاعِ الدُّنْيَا الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ"Dünya bir metadır (geçici bir faydalanmadır). Dünya metaının en hayırlısı da salih kadındır."
— Müslim, Radâ 64 (1467)
Sahabenin de Peygamber'e bir sorusu vardı. Ona dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, hangi malı edinelim? Hayvan mı, arazi mi, büyükbaş mı, para mı? Ne tür bir servet edinelim? O ise, onlara beklemedikleri bir cevap verdi:
لِيَتَّخِذْ أَحَدُكُمْ قَلْبًا شَاكِرًا، وَلِسَانًا ذَاكِرًا، وَزَوْجَةً مُؤْمِنَةً تُعِينُ أَحَدَكُمْ عَلَى أَمْرِ الْآخِرَةِ"Her biriniz şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve ahiret işinde kendisine yardım eden mümin bir eş edinsin."
— İbn Mâce, Nikâh 5 (1856); benzer lafızla Tirmizî, Tefsîr 9 (3094; Tirmizî hasen demiştir)
Edinmemiz gereken nimet, Allah'a şükreden bir kalp, Allah'ı hamdeden bir dil ve saliha bir kadındır. Ahiret yolculuğunda sana yardım edecek saliha bir eş. Bu, bir insanın bu dünya hayatında tadabileceği en temiz zevktir; öyle ki belki de Allah'a iman etmenin ve O'na ibadet etmenin sevincinden sonra ikinci sırada gelir.
5. Evlilik, Sükûnete Açılan En Geniş Kapıdır
Evlilik huzura ve iç sükûnete ulaşmanın en geniş yoludur. Bunun tersini, yani evlilik içi geçimsizliği yaşayanlara sorun; size hiçbir şeyin insanın mutluluğunu, kanaatini ve huzurunu, karısından ya da kocasından kopuk olmak kadar tüketemeyeceğini söyleyeceklerdir.
Hepinizin ezbere bildiği ayeti okuyorum. Nikâh merasimlerinde ve düğünlerde ilk başvurulan ayettir. Rûm Suresi'nden bu ayeti okuyacağız, sonra adım adım açacağız, çünkü konuştuğumuz meselenin aslında tam kalbinde olan bir ayet. Bu ayet şudur ki:
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ"Kendileriyle huzura kavuşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır."
— Rûm Suresi, 30:21
"Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." Kimler için? Düşünenler için. O halde bu ayeti parça parça ele alalım ve düşünelim.
"O'nun ayetlerindendir"
Allah buyurdu ki: "O'nun ayetlerindendir." Allah'ın birliğinin, kudretinin, gücünün, hükümranlığının ayetlerindendir. Ne O'nun ayetlerindendir? Size kendi nefislerinizden eşler yaratması.
Evliliği Allah'ın bir ayeti olarak anlatan bu ayet, çok büyük şeylerden bahseden bir dizi ayetin tam ortasına yerleştirilmiş olması hayret verici. Birdenbire evlilik konusu, Allah'ın ayetlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Oysa önceki ayet ne diyor:
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ"Sizi topraktan yaratması, sonra sizin (yeryüzüne) yayılan insanlar oluvermeniz de O'nun ayetlerindendir."
— Rûm Suresi, 30:20
Bu, Allah'ın bir ayetidir, muazzam bir şeydir. Sonra göklerin ve yerin yaratılışı, konuştuğunuz farklı diller ve farklı renkleriniz; bunlar Allah'ın büyük ayetleridir (30:22). Sonraki ayette ise: Gece ve gündüz uyumanız da Allah'ın ayetlerindendir (30:23). Ondan sonraki ayetteyse: Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi ve üzerinize yağmur indirmesi de Allah'ın ayetlerindendir (30:24). Ve gökleri ve yeri emriyle ayakta tutması Allah'ın ayetlerindendir:
وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ"Göğün ve yerin O'nun emriyle ayakta durması da O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağırdığında hemen çıkarsınız."
— Rûm Suresi, 30:25
Ayet ardına ayet; hepsi Allah'ın birliğine işaret ediyor. Bazıları göklerden ve yerden, bazıları şimşekten ve yağmurdan, bazıları dirilişten, bazıları yaratılışımızdan bahsediyor. Ve sonra birdenbire Allah'ın ayetlerinden biri olarak evlilik geliyor. Çünkü evlilik bir ayettir; ve az önce duyduğunuz diğer ayetlerden azamet bakımından hiç de geri kalmayan bir mucizedir.
"Size kendi nefislerinizden eşler yaratması"
"Size kendi nefislerinizden eşler yaratması O'nun ayetlerindendir." Burada âlimler arasında bir görüş ayrılığı var: "Size kendi nefislerinizden eşler yarattı" ifadesinde kime hitap ediliyor?
Bazı âlimler hitap edilenin erkekler olduğunu söyler: Ey erkekler, O Allah ki, sizden bir kadın yarattı; yani babanız Âdem'den eşi Havva'yı yarattı ki ona ısınıp huzur bulasınız. Tefsir âlimlerinin çoğunun görüşü budur. Bazıları ise şöyle der: Hayır, burada hitap edilen bütün insanlıktır. "Size kendi nefislerinizden" yani kendi türünüzden, kendi cinsinizden; "eşler" yani kendi türünüzden erkekler ve kadınlar yarattı. Dolayısıyla burada hem erkeklere hem kadınlara hitap edilir. Size kendi türünüzden eşinizi yarattı ki onda huzur bulasınız manasındadır.
"Ki onunla huzura kavuşasınız": Sebep bildiren lâm
"لِتَسْكُنُوا" yani "ki huzura kavuşasınız." Böylece sana, eşinin neden senin cinsinden, senin türünden yaratıldığı söyleniyor: Huzuru bulabilmen için. Başka bir deyişle, eşin senin türünden olmasaydı, bu sükûnet hedefine ulaşamazdın.
İşte bu yüzden bugün, bir erkekle bir kedi arasında, köpeğiyle evlenen bir adam gibi çağdaş "evlilik" biçimlerini duymamız tuhaf. Evcil kurbağasıyla evlenen insanlar gördük. Bu, Allah'ın ayette bahsettiği sekîneyi sana getirmeyecek. Allah buyurdu ki: Kendi türünüzden size bir eş yarattık ki onda huzur bulasınız.
Buna lâmü't-ta'lîl, yani sebep bildiren lâm denir. Size kendi nefislerinizden yarattı ki onda huzur bulasınız; yani bu, şunun sebebidir.
"İndehâ" değil, "ileyhâ"
Dikkat edin, Allah "لِتَسْكُنُوا عِنْدَهَا" (eşinizin yanında huzur bulasınız) demedi. Ayet "لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا" dedi; yani "onda, ona yönelerek huzur bulasınız." Eşinin yanında değil, eşinde huzur bulursun. Fark nedir?
"İnde" (yanında) bir mesafe unsuru taşır. Bazı âlimler, "inde"nin fiziksel varlığını, fiziksel olarak nerede olduğunu gösterdiğini söylemiştir. "Ene eskunu inde'ş-Şeyh Muhammed" dersin; yani Şeyh Muhammed'in yanında huzur bulurum. Onun evindeyken, fiziksel olarak evinde bulunduğumda orada huzur bulurum. Demek ki "inde" kişinin fiziksel olarak nerede olduğunu anlatır.
"İleyhi" dediğinde ise o kişide huzur bulursun demektir. Mesele fiziksel olarak nerede olduğun değil, duygusal olarak nerede olduğundur. Kalbin o kişiyledir. İşte ayet bu yüzden "ki onda huzur bulasınız" dedi; eşinin yanında değil, eşinde.
Sükûnetin Anlamı
Sekîne, huzur diye tercüme ettiğimiz bu kelime... Arap dilinde sîn, kâf ve nûn (س ك ن) harfleri bir araya geldiğinde, hareket etmeyi bırakan bir şeyi ifade eder: Durgunluk. Dil açısından bu üç harf bir araya geldiğinde, hareket etmeyi bırakmış bir şey anlamına gelir. Hareketin zıddıdır; buna sükûn denir.
Araplar bıçağa ne der? Aynı üç harften "sikkîn" der. Neden? Çünkü yemek için bir hayvanı kestiğinde, o hareket etmeyi bırakır; onu hareketten durdurmuş olursun. Arapçada eve ne denir? "Mesken" ya da "seken." Neden? Çünkü eve girersin ve durursun. Neyi durdurursun? Hareket etmeyi bırakırsın.
İşte eşe, ister karı ister koca olsun, bu yüzden "seken" denir. Çünkü gün boyu koşturan, para kazanan, eve ekmek getiren, stres ve yorgunluk içinde olan birinin hâlini gözünün önüne getirirsin. Sonra eve gelir ve birdenbire hareket biter. Rahatlık vardır, huzur vardır. Bu yüzden Allah buyuruyor ki: Size kendi nefislerinizden eşler yarattık ki onda huzur bulasınız.
Muhabbet değil, meveddet
Sonra buyurdu ki: "وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً" yani "Aranıza meveddet ve rahmet koydu." Sevgi (hub) ile meveddet arasındaki fark nedir? Allah "sevgi ve merhamet" demiyor; "meveddet ve merhamet" diyor. Peki, ama sevgi ile meveddet arasındaki fark ne?
Âlimler şöyle demiştir: Sevgi, bir kişiye karşı kalbinde hissettiğin şeydir. Meveddet ise o sevginin ifadesidir, sevginin dışa vurulmasıdır.
Bazen şeriat mahkemesinde önümüze kavga eden insanlar gelir. Kadın "Beni sevmiyor" der. Adam "Elbette seni seviyorum hayatım; sana kalbimi gösterebilsem, sevgiyle taştığını görürdün" der. O zaman aslında kadının şikayeti ne? "Meveddet yok. Yani bana o sevgiyi göstermiyorsun." İşte Allah aranıza meveddet koyduğunu söylüyor; yani sevginin ifadesini. Meveddet daha çok bir fiildir, sevginin ifadesidir.
Neden hem meveddet hem rahmet?
Peki meveddet ve rahmet neden yan yana geldi? İşte burada, Kur'an'ın mucizeviliği ortaya çıkıyor. Neden meveddet ve rahmet? Neden sadece meveddet değil? Biliyorsunuz, Hollywood'un bize pazarladığı imaj şudur: İhtiyacın olan tek şey aşktır; aşıklar kavuşur ve sonra "ve sonsuza dek mutlu yaşadılar." yazısıyla biter. Peki, gerçek hayat böyle mi?
Rahmet, hayatın durgun, zor dönemleriyle başa çıkmanı sağlar. Öyleyse, hayatın hangi dönemleri en çok merhamet gerektirir? Yaşlılık, hastalık.
Her ikisine de ihtiyaç duyulmasının birinci sebebi, birinin diğerine yol açmasıdır. Bir ilişkinin başında ne vardır? Tutku. Tutku, kızgın bir kor ya da titreşen bir alev gibidir. Heyecandır, aşktır, romantizmdir; meveddet doludur. Ama sonra, hayatın ilerleyen dönemlerinde, birlikte yaşlandıkça rahmet devreye girer. Artık birbirleri olmadan yaşayamazlar; birbirlerine şefkat ve acıma duyarlar. İşte bu yüzden Allah, aranıza meveddet ve rahmet koydu. Bu ayet üzerine, inşallah önümüzdeki haftalarda, tam bir ders olacak. Kısacası evliliğin ilk döneminde çok büyük bir sevgi vardır; ilerleyen dönemde ise rahmet vardır.
Dahası, şu da söylenmiştir: Bir insanın hayatındaki en güçlü ilişkilerin bir kısmı meveddetle tanımlanır. Arkadaşlarınız mesela. Sana "Onunla ilişkini anlat" desem, "Vallahi kardeşim, meveddet, çok güçlü bir meveddet" dersin. Bu, seninle arkadaşların arasındaki şeydir. En güçlü ilişkilerin diğer bir kısmı ise rahmetle tanımlanır; baba ile oğul, anne ile kız, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki gibi. Orada da her şeyden çok merhamet vardır.
O halde hem meveddeti hem rahmeti bir araya getiren ilişki nedir? İşte o, doğru şekilde kurulduğunda ve doğru şekilde yaşandığında, evliliktir. Bu serinin amacı da bahsettiğimiz bütün bu cevherleri ve idealleri açığa çıkarmaktır.
6. Evlilik Kurumunun Çöküşü, Milletlerin Çöküşünün İşaretidir
Evlilik kurumunun çöküşü, milletlerin çöküşünün göstergesidir.
Toplum mümkün olan en küçük seviyeden başlar. Ülkeler şehirlerden oluşur, şehirler kasabalardan, kasabalar sokaklardan, sokaklar ailelerden, aile ise karı ve kocadan. Dolayısıyla temelde kırılmışsa, en tepeye kadar her kademede kırılmıştır. Ben gerçekten inanıyorum ki ümmet olarak yaşadığımız felaketlerin çoğunun izi, Müslüman aile biriminin çöküşüne kadar sürülebilir. Hatta insanlığın felaketlerinin çoğunun altında aile yapısındaki çöküş bulunması savunulabilir.
Edward Gibbon adında dünyaca ünlü bir tarihçi, Roma medeniyetinin yükselişini ve çöküşünü incelerken; Roma medeniyetinin, o medeniyette belirginleşen beş özellik yüzünden çöktüğünü söyler:
- Bir: Bireysel sorumluluk duygusunda zayıflama. Kimsenin toplumun, ailenin, cemaatin, dinin iyiliğinden kendini sorumlu ve hesap verecek konumda hissetmemesi. Bireysel sorumluluk kalmaması.
- İki: Roma medeniyeti aile yapısında bir kırılma yaşanmaya başlaması.
- Üç: İnsanlar üzerinde devletin aşırı müdahalesi, kontrolü ve vergileri.
- Dört: Şiddete varan, ahlâksızlaşan bir sefahat, hazcılık ve arzu peşinde koşma.
- Beş: Dinin gerilemesi.
İşte ikinci sebep olarak sayılan aile biriminin çöküşü Roma medeniyetinin çöküşüne sebep olan şeylerden biriydi. Demek ki bu konu medeniyetlerin yükselişini ya da çöküşünü belirler.
7. Şeytan, Yatırımlarının Çoğunu Bu Alana Yapar
Şeytan yatırımlarının büyük bir kısmını bu konuya yapmaktadır. Müslim, Câbir'den (radıyallahu anh) şunu rivayet eder:
"İblis tahtını su üzerine kurar, sonra (insanları) fitneye düşürmek için askerlerini gönderir. Ona mevki bakımından en yakın olanı, en büyük fitneyi çıkaranıdır. Onlardan biri gelir ve 'Şöyle şöyle yaptım' der. İblis 'Hiçbir şey yapmamışsın' der. Sonra onlardan biri gelir ve 'Onu bırakmadım, ta ki onunla karısının arasını ayırana kadar' der. İblis onu kendine yaklaştırır ve 'Sen ne iyisin!' der."
— Müslim, Sıfâtü'l-Münâfıkîn 67 (2813)
Yani o gecenin sonunda İblis'e en yakın olacak şeytan askeri, en fazla bozgunculuğu çıkarandır. Liderleri İblis'e dönüp rapor verirler: "Şöyle şöyle bir bozgunculuk yaptım." İblis "Hiçbir şey yapmamışsın" der. Sonra ikincisi gelir ve "O evli ikiliyi aralarını ayırana kadar bırakmadım" der. İşte o zaman İblis ona "İşte bu!" der. A'meş'in başka bir rivayetinde ise şu eklenir: Onu kendine yaklaştırır, onu bağrına basar.[5] "Sen karı ile kocanın arasını ayırdın. İşte budur.", der.
Bu bir kuraldır: Şeytan parasını bir davaya yatırıyorsa, dikkat kesilmemiz gerekir. İşte şeytan, evlilik kurumunu yıkmak için o kadar çok zaman, çaba ve adamını yatırmıştır ki... Bu yüzden boşanmanın bir toplumun belirgin bir özelliği haline geldiğini görmek şeytanî bir emeldir.
Boşanmanın bedeli
Peki, şeytan neden buna bu kadar zaman ve emek yatırıyor diye soruyorsan, boşanmanın sonuçlarına bakarsan çok rahat anlayabilirsin. Her vakada değil ama pek çok vakada, hatta çoğunda koca dininden kopar, artık sağa sola savrulur, deneyimden deneyime koşar; ipini koparmış, tasmasından kurtulmuştur. Kadın da başıboş davranabilir, dininde gerileyebilir ve çocukları görmekten mahrum bırakarak ya da başka yollarla eski kocasına zarar vermenin, onu üzmenin, ona acı çektirmenin yollarını arayabilir.
Peki ya çocuklar? Parçalanmış bir yuvadan çıkan çocuklara ne olur? Her vakada değil ama çoğunda... Birleşik Krallık'ın eski Çalışma ve Emeklilik Bakanı Iain Duncan Smith, parçalanmış yuvalardan çıkan çocukların, istikrarlı yuvalardan çıkan çocuklara göre suç işlemeye tam dokuz kat daha yatkın olduğunu söyledi. Diğer istatistikler, parçalanmış bir yuvadan gelen çocukların sağlıklı olmaktan çok obez olmaya daha yatkın olduğunu söylüyor. Öyle ki, günümüzde çocukların bir akıllı telefona sahip olma ihtimali, bir babaya sahip olma ihtimalinden daha yüksek. Birleşik Krallık'ta eğilimler şu anki gibi devam ederse, çocukların on beş yaşından önce anne ve babayla birlikte değil, yalnızca biriyle aynı evde yaşıyor olma ihtimali üçte bir.
Bu büyük bir musibettir. Evlilik çöküşünün tsunamisi, yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın sahillerini dövmektedir. İstatistiklere bir bakın; etkilenen yalnızca biz değiliz, bu dünya çapında bir olgu.
Amerika'da 1930'larda her yedi evlilikten biri boşanmayla bitiyordu. 1960'larda her dört evlilikten biri boşanmayla bitmeye başladı. Bugün ise Amerika Birleşik Devletleri'nde evliliklerin yaklaşık ikide biri boşanmayla sona eriyor.
Çin'de boşanma başvurularında öyle büyük bir artış var ki mahkemeler, bunu sınırlamak için çiftlerin boşanma davası açmadan önce bir sınava girmesini şart koşuyor.
Arap dünyasında da en büyük Müslüman nüfuslarından birine sahip Mısır gibi bir ülkeye baktığınızda bile, her iki dakikada bir boşanma yaşandığını görürsünüz. Pakistan'da da eski Başbakan İmran Han alarm verdi; Pakistan'da artan boşanma oranlarından duyduğu endişeyi dile getirdi.
Arap dünyasının diğer bölgerine döndüğünde de tablo en az o kadar, hatta belki daha da yıkıcı. 2014'te Suudi Arabistan'ın bazı bölgelerinde boşanmanın evliliklerin yüzde 60'ına ulaştığı belgelendi. 2013'te Katar'daki boşanmalardan bahseden bir rapor vardı, 2014'te de BAE hakkında bir rapor. Katar'da ve BAE'de evliliklerin yaklaşık yüzde 70'i boşanmayla bitiyor.
Bazıları "Bu bir felaket! Niye tedbir alınmıyor?" diyecektir, halbuki tüm bunlar bu eğilimi tersine çevirmek için uygulanan pek çok tedbire rağmen gerçekleşiyor: Mehir sınırlamaları, toplu düğünler, insanların mehirlerini verebilmeleri için borç verilmesi, maddi teşvikler, boşanmaya cezalar... Hiçbiri işe yaramıyor.
Kur'an'da boşanma bir istisnadır
Bu durum Kur'an'la nasıl bağdaşır? Allah şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman, onları iddetleri içinde (iddetlerini gözeterek) boşayın."
— Talâk Suresi, 65:1
Buradaki şart edatına, "izâ" (إِذَا) edatına bakın: "Eğer boşamanız olursa." manasındadır. Eğer boşamak durumunda kalırsanız, o zaman iddet dönemine göre boşayın. Yani bu, olağan olan olması gereken bir şey değildir.
Evlilik içi geçimsizlik yaşayan bir insanın hayatına giren sefalete baktığınızda, bunun pek çok vakada onun Allah Teâlâ'ya olan yakınlığına zarar verdiğini görürsünüz. Neden? Çünkü kalp bir kaptır. O kap keder, sefalet, acı, bağırış ve kavgayla doluysa, o kabı Allah'a ibadetle, Allah'ı tazim etmekle, Allah'ı tesbih etmekle nasıl dolduracaksın?
مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ"Allah hiçbir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır."
— Ahzâb Suresi, 33:4
En stresli üç olay
1967'de iki psikiyatrist, Thomas Holmes ve Richard Rahe tarafından bir çalışma yapıldı. 5.000 hastadan oluşan bir örneklem aldılar ve stres ile hastalık arasında bir bağlantı olup olmadığını, stresin hastalığa yol açıp açmadığını tespit etmeye çalıştılar. 5.000 hastayı getirdiler ve onlara 43 hayat olayından oluşan bir liste sundular: Ölüm, boşanma, iflas; bir insanın yaşayabileceği en kötü 43 felaket. Bu hayat olaylarının her birinin, yarattığı strese karşılık gelen belirli bir puanı ve ağırlığı vardı. Hastanın eklediği her olay puanı yükseltiyordu. Puan yükseldikçe stres yüksek demekti; stres yükseldikçe de hastalanma ihtimali yüksek demekti.
Sonra hastalığa ve ölüme yol açabilecek en stresli olayların listesine baktılar ve şunu buldular: Bir numara, eşin ölümü. İki numara, boşanma. Üç numara, evlilikte ayrılık. Hastalığa ve ölüme yol açan stresli olaylar listesinin ilk üçü, tamamen bir evliliğin çöküşü etrafında dönüyordu.
Demek ki mesele ciddi, bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor. Gördüğünüz gibi biz Müslümanlar da evliliklerin sağda solda çürüdüğü bu kuralın istisnası değiliz. Öyle ki mutlu bir Müslüman çift gördüğünde "Maşallah, Allah onları nazardan korusun; hâlâ boşanmamışlar" diyorsun. Evlenmeden önce karı ve koca arasında yapılan evlilik öncesi sözleşmeleri görüyorsun; sanki "ölüm bizi ayırana dek" değil de "boşanma bizi ayırana dek" der gibi. Varsayım boşanma üzerine kuruluyor! Evlenmeden önce bir hocayla oturacakları yerde bir avukatla oturuyorlar: "Boşanma durumunda mal varlıkları kime gidecek?" diye tartışmak için.
Mutluluğa Giden Yol: Kur'an'a Dönüş
Dolayısıyla, mücadele büyük olduğu için Müslümanlar olarak bizim cevabımız da bu mücadeleyle başa çıkacak ölçüde olmalıdır. İşte bu yüzden bu seride, Allah'ın Kitabına bakacağız ve çözümümüzü oradan bulacağız.
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ"Şüphesiz bu Kur'an, en doğru olana iletir."
— İsrâ Suresi, 17:9
وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ"(Bu Kur'an) her şeyin açıklaması, iman eden bir toplum için de bir hidayet ve rahmettir."
— Yûsuf Suresi, 12:111
Yani Allah'ın Kitabına danışacağız. Serinin yöntemi, bir evlilik problemini alıp bir çözüm önermek, sonra başka bir problemi almak ve başka bir çözümü önermek şeklinde olmayacak. Bu, aslâ Kur'anî bir yol değildir. Kur'anî yol, bize usuller, temeller, ilkeler verir ki hayatımızdaki zorlukları yönetmemize ve sıkıntıları uzak tutmamıza yardımcı olsun.
Allah'ın Kitabından, aşağı yukarı bir düzine kadar ilkeyi ele alacağız. Sizinle paylaşacağım bu ilkelerin üç özelliği olacak:
- Evrensel olacaklar: Her yerde geçerlidirler.
- Zamansız olacaklar: Her dönemde geçerlidirler.
- Apaçık olacaklar: Aleyhlerine bir dava kuramayacaksınız.
Keşfedeceğiz ki seni mutlu eden evlilik değildir; evliliğini mutlu eden sensin. Mutluluk bir hayal değil, bu ilkeleri anladığımız ve uyguladığımız takdirde yapabileceğimiz bir tercihtir.
Birinci uyarı: Her problem ortadan kalkmayacak
Başlamadan, iki kısa uyarıda bulunmak istiyorum:
Birinci uyarı: Lütfen şunu aklınızda tutun, bu ilkeler eşinizle yaşadığınız her bir problemi ve baş ağrısını silip süpürmeyi amaçlamıyor. Çünkü Peygamber Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bile bunlardan muaf tutulmadı. Haftalarca eşlerinden ayrı kaldı[6] ve onlar yüzünden sıkıntı yaşadı. Bazen bu, hayatın bir parçasıdır. Ali (radıyallahu anh), Peygamber'in kızı olan eşi Fâtıma ile küstü; evden çıktı ve mescitte, üstü toprağa bulanmış halde uyurken bulundu.[7]
Ancak bu ilkeler, bir evliliğin dokusunu tehdit edebilecek ana meseleleri ele almayı ve sana problemlerinle başa çıkabileceğin ve Müslüman bir çift olarak gelişip serpilebileceğin bir sistem vermeyi hedefliyor. Birinci uyarı bu.
İkinci uyarı: Acele etmeyin
İkinci uyarı: Acele etmeyin. İlkeleri ezberlediğinizi ve anladığınızı, sonuçları yarın ya da gelecek hafta görmeniz gerektiğini düşünmeyin. Zaman alabilir.
Stephen Covey'in Etkili Ailelerin 7 Alışkanlığı (The 7 Habits of Highly Effective Families) kitabındaki sözünü çok severim. Çin bambu ağacından, Çin bambusunun mucizesinden bahseder. Der ki: Çin bambusunun tohumunu ekersin ve dört yıl boyunca topraktan çıkan küçük bir tomurcuk ve bir filizden başka hiçbir şey görmezsin. Hepsi bu. Dört yıl boyunca. Çok sinir bozucu. Peki toprağın altında ne oluyor? Devasa bir lifli kök ağı inşa ediyor, kendini sağlamlaştırıyor. Ve sonra beşinci yılda, tek bir yıl içinde, gökyüzüne doğru 80 fit (yaklaşık 24 metre) uzuyor.
Bunu neden söylüyorum? Çünkü bu seriyi bizimle birlikte çalıştığınızda, sizin de durumunuz buna benzeyecek ama gelecek. Belki gelecek yıl, belki gelecek ay. Acele etmeyin. Önce ilkeleri anlayın, sonra onları birer birer uygulayın. Sonra da tohumunuzun ne zaman dilerse o zaman filizlenmesini Allah'a bırakın. Sabırla ve Allah'a tevekkülle bekleyin ki o gün gelecek.
İnşallah keşfedeceğiz ki eşlerinizle "sonsuza dek mutlu bir evlilik" yaşamak bir sır değil; belli becerilerde ustalaşmaktır. Allah'ın izniyle bunları sizinle paylaşacağız.




