mücelled
İslam

Sonsuza Dek Evlilik - 2: Evlilik Bir İbadettir ve Sağlam Bir Ahittir - Evlilikten Önce Kur'an'dan İki İlke

Ali Hammuda, Sonsuza Dek Evlilik serisi, 2. bölüm: Nikâhtan önce bakışımızı değiştirmesi gereken iki Kur'anî ilke.

Mücelled
Mücelled

· 28 dk okuma

Sonsuza Dek Evlilik: Evlilik Bir Ahittir Blog Resmi

Toplamda yaklaşık yirmi iki ilkeyi ele alacağız. Yapacağımız şey şu: Bu yirmi iki ilkeyi şu dört kategori altında toplayacağız.

  • Birinci kategori: Evlilikten önce Kur'anî ilkeler. Yani bir çiftin evlenmeden önce bilmesi gereken Kur'anî ilkeler. Bunlar bir idrak meselesidir; kişinin evliliğe yaklaşımında içten bir dönüşüm oluşturacak olan meselelerdir. Burada dört ilkeyi ele alacağız.
  • İkinci kategori: Evlilik süresince Kur'an'dan ilkeler. Bunlar evliliğinin sürekli büyümesini ve serpilmesini sağlayacak olan ilkelerdir.
  • Üçüncü kategori: Problemler ortaya çıktığında evlilik için Kur'anî ilkeler.
  • Dördüncü kategori: Boşanma durumu söz konusu olduğunda geçerli olan üç kadar Kur'anî ilkeyi ele alarak bitireceğiz.

Böylece Allah'ın izniyle yolculuğun tamamını kapsamış olacağız.

Birinci İlke: Evlilik Bir İbadettir

Birinci ilke, ki evlilikten önceki Kur'anî ilkeler kategorisine giriyor, Zâriyât Suresi'ndeki şu ayettir. En önemli ilke budur. Allah şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."
— Zâriyât Suresi, 51:56

Bu, Kur'an'daki bütün ilkelerin anasıdır. Hayatın her yönü bu maksada, bu büyük hedefe bağlanabilir. Evlilik üzerine yaptığımız çalışma da buna dahildir. Ele alacağımız diğer bütün evlilik ilkeleri de bu ilkeye, Allah'a ibadet etme hedefine bağlanabilir. Evliliğe de bu ışık altında, bu mercekten bakmak gerekir.

Biz yeryüzünde Allah tarafından, yalnızca O'na ibadet etme imtihanıyla sınanıyoruz. Allah şöyle buyuruyor:

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا"O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır."
— Mülk Suresi, 67:2

Demek ki bu bir imtihandır: Kim Allah'a ibadet edecek, kim geri duracak? İşte, hayatın amacı budur. Allah şöyle buyuruyor:

إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ"Şüphesiz biz insanı, onu imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık."
— İnsân Suresi, 76:2

Varlığımız da bu imtihanla tanımlanır: İbadetimizin, Allah'a kulluğumuzun imtihanı.

İbadetin iki türü

İbadette iki geniş başlık söz konusudur.

Birincisi özel ibadetlerdir. Bunlara "belirlenmiş ibadetler" de diyebilirsiniz. Bunlar İslam şeriatının sıkı bir şekilde düzenlediği ibadetlerdir. Örneğin namaz, oruç, zekât ve hac; yani İslam'ın beş şartı ve bu beş şarttan dallanan hükümler. Bunlar belirlenmiş ibadetlerdir; özeldirler ve şeriat tarafından sıkı bir şekilde düzenlenmişlerdir.

İkincisi ise genel ibadetlerdir. Bunlar yemek, içmek, uyumak, insanlarla ilişki kurmak gibi şeyleri kapsar. Bunlara "belirlenmemiş ibadetler" diyebilirsiniz. Şeriat tarafından o kadar sıkı düzenlenmemişlerdir; ama doğru niyet eşlik ettiğinde ibadete dönüşürler.

Yani, İslam'da ibadet kavramı geniş bir şemsiye ve hayatın her yönünü kuşatan kapsamlı bir kavramdır. İbadetten anladığımız işte budur. Bu yüzden Allah şöyle buyuruyor:

قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ"De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım (bütün ibadetlerim), hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir."
— En'âm Suresi, 6:162

Demek ki ibadet kavramı her şeyi kapsayabilir. Şeyhülislam İbn Teymiyye, seni Allah'a bağlayan bu ilişkiyi tanımlayan ibadet kavramı için güzel bir tanım yapmıştır. Kitabında şöyle der:[1]

الْعِبَادَةُ هِيَ اسْمٌ جَامِعٌ لِكُلِّ مَا يُحِبُّهُ اللَّهُ وَيَرْضَاهُ مِنَ الْأَقْوَالِ وَالْأَعْمَالِ الْبَاطِنَةِ وَالظَّاهِرَةِ"İbadet, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bütün sözleri ve amelleri, ister batınî (iç) ister zahirî (dış) olsun, kapsayan bir isimdir."
— İbn Teymiyye, el-Ubûdiyye

İbadet, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu her şeyi, ister sözlü ister bedenî, ister içte ister dışta olsun, kapsayan bir kavramdır. Dolayısıyla amellerin şu iki şartı taşıdığı sürece, yani ihlâslı ve sünnete uygun olduğu sürece, o amel Allah'ın razı olduğu bir ibadete dönüşür.

Evliliğe ibadet gözüyle bakmak

İbadete dair bütün bu girişi ve açıklamayı neden yaptık? Şunu söylemek için: Sen ve ben, evlilik kurumuna da tıpatıp aynı ışık altında bakmalıyız. Evlilik, Allah'ın razı olduğu bir ibadettir.

Evliliğe sıradan bir ilişki, herkes yaptığı için yaptığın bir şey olarak bakılmamalıdır. Evlilik öncelikle bir ibadettir.

Dolayısıyla evliliğine değer veren bir kişi, varlık amacının bir kısmını, yani Allah'a ibadetlerden bir ibadeti yerine getiriyor demektir. Ve böylece ahirette cennet için bir kazanç fırsatı hazırlıyordur. Aynı şekilde evliliğini hor gören, onu ihmal eden ve ona sıradan bir ilişki gibi davranan kişi de varlık amacı olan Allah'a ibadet konusunda başarısız oluyor ve kıyamet günü Rabbinin huzurundaki geleceğini mahvediyordur.

Şeriatın evliliği düzenlemesi

İslam şeriatının evliliğin pek çok yönünü düzenlemiş olması, onun sıradan bir ilişki olmadığını gösterir; o bir ibadettir. Şeriatın evlilik hakkında neler söylediğine dair örneklere baktığımızda bunu rahatça fark edebiliriz:

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

لَا تُنْكَحُ الْأَيِّمُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ، وَلَا تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ"Daha önce evlenmiş olan kadın, kendisine danışılmadan evlendirilemez. Bakire kız da izni alınmadan evlendirilemez."
— Buhârî, Nikâh 41 (5136); Müslim, Nikâh 64 (1419)

Bakın, şeriat bu konuda da bir şey söylüyor. Mehir meselesine gelince, Allah, Nisâ Suresi'nde bunu emreder ve mehrin nasıl olması gerektiğini hakkında şöyle buyurur:

وَآتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً"Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin."
— Nisâ Suresi, 4:4

Evlenme teklifine gelince, din bu konuda da bir şey söyler:

لَا يَخْطُبْ أَحَدُكُمْ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ، حَتَّى يَتْرُكَ الْخَاطِبُ قَبْلَهُ أَوْ يَأْذَنَ لَهُ الْخَاطِبُ"Sizden biri, kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin; ta ki ondan önce isteyen vazgeçinceye ya da ona izin verinceye kadar."
— Buhârî, Nikâh 45 (5142, 5144); Müslim, Nikâh 38-52 (1412)

Yani kardeşinin bir kadınla evlenmek istediğini öğrenirsen, o vazgeçinceye ya da sana izin verinceye kadar o kadına evlenme teklifinde bulunmamalısın. Şeriat bu konuda dahi bir şey söylemiştir. Yine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

لَا نِكَاحَ إِلَّا بِوَلِيٍّ وَشَاهِدَيْ عَدْلٍ"Bir velî ve iki adil şahit olmadan nikâh olmaz."
— İbn Hibbân, Sahîh (4075); Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ (7/125). "Velî olmadan nikâh olmaz" kısmı: Ebû Dâvûd, Nikâh 19 (2085); Tirmizî, Nikâh 14 (1101).

Yani bir erkek velî ve bunu görecek iki güvenilir şahit bulunmadıkça hiçbir nikâh gerçekleşemez. Aynı şekilde, boşanmanın hükümlerine baktığında da ne kadar çok hüküm olduğunu görürsün: Nasıl yapılacağı, ne zaman yapılacağı, ne zaman yapılmayacağı. Allah şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ"Ey Peygamber! (Müslümanlara söyle:) Kadınları boşayacağınız zaman, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın."
— Talâk Suresi, 65:1

Ve ayetin geri kalanı da diğer ayrıntıları verir. Tüm bunlardan gördüğümüz üzere, dinimizin evlilik hakkında başından sonuna kadar bu kadar çok şey söylemesi, onun bir ibadet olduğunu gösterir.

Evliliğin İbadet Olduğunu Bilmenin 3 Meyvesi

Birinci meyve: Hiçbir şey boşa gitmez

Bütün bunları bilmenin meyvesi nedir? Evliliğini "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" ilkesiyle bilmenin meyvesi nedir? Bu ilke illa yaptığın bir şeyle ilgili olmak zorunda değil; bir fikir dönüşümü oluşturmakla, evliliğe ibadet merceğinden bakmakla ilgilidir. Evliliğine bir ibadet olarak baktığında elde ettiğin iki önemli hazine vardır.

Birincisi şudur: Evliliğin acılarından, sıkıntılarından, sevinçlerinden ve zevklerinden hiçbirinin boşa gitmesine izin vermezsin. Bu ne demek?

Mesela bir fabrikada uzun ve yorucu saatler boyunca çalışan, ama karşılıksız, bedavaya çalışan bir işçiyi düşün. Aynı şekilde evli bir erkek ya da kadın, evliliğine bir ibadet olarak bakmıyorsa ve dolayısıyla da doğru niyetten mahrum kalıyorsa, pek çok sevaptan mahrum kalıyordur ve bedavaya çalışıyordur.

Evli bir erkek ve evli bir kadın olarak zaten yaptığınız şeyler var. Örneğin faturaları ödüyorsun, kirayı karşılıyorsun, evi temizliyorsun, çocuklarla ilgileniyorsun, yemek hazırlıyorsun, eşinin ihtiyaçları için yanında oluyorsun. Zaten yaptığın bu şeyleri neden, niçin ecirsiz yapasın? Bazı evliliklerle birlikte gelen sıkıntıyı neden karşılıksız çekesin? Ve sadece zorluklar ve sıkıntılar da değil. Evlilikle gelen zevklerden neden sevapsız yararlanasın? Evliliğe bir ibadet olarak baktığın sürece bütün bunlar değişebilir. Evliliğe ibadet gözüyle bakmanın birinci meyvesi budur: Gündelik hayatta zaten yapmış olduğun şeyden sevap kazanırsın.

İşte bu yüzden selefimizden biri şöyle demiştir:[2]

وَدِدْتُ لَوْ كَانَ مِنَ الْفُقَهَاءِ مَنْ لَيْسَ لَهُ شُغْلٌ إِلَّا أَنْ يُعَلِّمَ النَّاسَ مَقَاصِدَهُمْ فِي أَعْمَالِهِمْ"Keşke âlimlerden, insanlara amellerindeki niyetlerini öğretmekten başka hiçbir işi olmayan bir topluluk olsaydı."
— İbn Ebî Cemre; İbnü'l-Hâc, el-Medhal

Görüyor musunuz? Hayatta oturup insanlara niyet etme sanatını öğretmekten başka hiçbir hedefi olmayan bir âlimler topluluğu olmasını istiyor. Sonra da sözüne şöyle devam ediyor: Çünkü pek çok insan, sırf doğru niyeti nasıl koyacağını bilmediği için hayatta başarısız olmuştur.

Öyleyse neden bedavaya çalışasın? Evli bir erkek ya da kadın olarak yapman gerekeni zaten yapıyorsun. O halde neden onun sevapsız bir şekilde ahirette hesaba geçmeden boşa gitmesine izin veresin?

Bazı âlimlerin şu sözünü çok severim:

عِبَادَاتُ أَهْلِ الْغَفْلَةِ عَادَاتٌ، وَعَادَاتُ أَهْلِ الْيَقَظَةِ عِبَادَاتٌ"Gafillerin ibadetleri âdettir; uyanık olanların âdetleri ise ibadettir."

Bunu anlayabiliyor musunuz? Gafil insanların ibadetleri sadece birer alışkanlıktır. Namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar, Müslümanlar olarak yapmaları gerekeni yapıyorlar; ama gafil oldukları için bu iş mekanik hale gelmiş, bir alışkanlığa dönüşmüştür. Bu yüzden sevabı o kadar büyük değildir; neredeyse sadece birer alışkanlık gibidirler.

Madalyonun öbür yüzü nasıl peki? Uyanık olanların alışkanlıkları ibadettir. Bunlar alışkanlıklardır: Yerler, içerler, alırlar, satarlar, eşleriyle birlikte olurlar; hayatta herkesin yaptığını yaparlar. Ama uyanık oldukları, yaptıkları şeyde bilinçli bir niyet taşıdıkları için bu bir ibadete dönüşür. İşte evliliğine bir ibadet olarak bakmanın birinci meyvesi budur: Zaten yaptığın şeyler için yeni sevap kapıları açarsın.

Ailene harcadığın dinar

Dinimizin güzelliğini ve ibadeti namaza, oruca, mescitteki, Mekke'deki ya da Medine'deki belli bir kesime nasıl sınırlamadığını gösteren şu hadisi bir dinleyin. İbadet senin gündelik hayatına girer; âlim olmasan da, Kur'an'ı ezberlememiş olsan da. Sadece doğru niyeti gerektirir.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslim'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu:

دِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي رَقَبَةٍ، وَدِينَارٌ تَصَدَّقْتَ بِهِ عَلَى مِسْكِينٍ، وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ، أَعْظَمُهَا أَجْرًا الَّذِي أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ"Allah yolunda harcadığın bir dinar, bir köleyi azat etmek için harcadığın bir dinar, bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve ailene harcadığın bir dinar... Bunların sevabı en büyük olanı, ailene harcadığındır."
— Müslim, Zekât 39 (995)

Allah yolunda harcadığın bir dinar, bir köleyi azat etmek için harcadığın bir dinar, bir yoksula harcadığın bir dinar ya da ailene harcadığın bir dinar. Rasulullah, bunların arasında Allah katında en büyük sevabı getirecek olanı, ailene harcadığın dinar olarak buyurdu.

Bu, şu zamanda yaşadığımız artan hayat pahalılığı meselesine çok büyük bir bağlam kazandırmıyor mu? Artık geçinmek zorlaştı; ailenin ihtiyaçlarını karşılamak çok daha zor görünüyor. Peki, dinimiz bu konuda ne diyor? Evliliğe bir ibadet olarak bakarsan, harcadığın bu para, ödediğin faturalar, eve getirdiğin alışveriş, ailene verdiğin bu harçlık bir sadakadır. Hem de en büyük sadakadır. Bir köleyi azat etmekten daha büyük, sadaka vermekten daha büyük, Allah yolunda harcamaktan daha büyük. Oysa bunların hepsi de faziletli amellerdir.

Eşinin ağzına koyduğun lokma

İkinci bir hadis ise şudur: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Sa'd b. Ebî Vakkâs'a şöyle buyurdu:

إِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلَّا أُجِرْتَ عَلَيْهَا، حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ"Allah'ın rızasını gözeterek yaptığın hiçbir harcama yoktur ki onun karşılığında sana sevap verilmesin. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokma bile."
— Buhârî, Îmân 41 (56); Müslim, Vasiyye 5 (1628)

Allah'ın rızasını umarak sadaka olarak verdiğin her şey senin için bir sevap olarak yazılır; eşinin ağzına koyduğun o lokma da buna dahildir.

Helal bir birliktelik

Ve yine Müslim'in Ebû Zer'den rivayet ettiği diğer bir hadiste Peygamber şöyle buyurdu: Eşinle cinsel birliktelik yaşaman bile Allah yolunda verdiğin bir sadakadır. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) göre cinsel yakınlık, helal dairesinde olduğunda bir sadakadır. Sahabe dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, biz şehevî arzumuzu tatmin ediyoruz ve sen bize bundan sevap aldığımızı mı söylüyorsun? Buyurdu ki:

وَفِي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَيَأتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أَجْرٌ؟ قَالَ: أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَكَانَ عَلَيْهِ فِيهَا وِزْرٌ؟ فَكَذَلِكَ إِذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلَالِ كَانَ لَهُ أَجْرٌ"Sizden birinin eşiyle birlikteliğinde de sadaka vardır." Sahabe: "Ey Allah'ın Resulü! Birimiz şehvetini tatmin ediyor, bunda ona sevap mı var?" dediler. Buyurdu ki: "Söyleyin bakalım, eğer onu haram yoldan tatmin etseydi, bunda ona bir günah olmaz mıydı? İşte bunun gibi, onu helal yoldan tatmin ettiğinde de ona sevap vardır."
— Müslim, Zekât 53 (1006)

Arzusunu haram yoldan tatmin etseydi günahkâr olmayacak mıydı? Aynı şekilde arzusunu helal olan yoldan tatmin ettiğinde sevap alır. Demek ki dinimiz farklıdır.

Örneğin eski kilise babalarına, Hristiyan dinine bakın. Onlar cinsel yakınlığı, evlilik çatısı altında olsa bile, özünde kötü, pis ya da uzak durulması gereken bir şey olarak görürlerdi. Ve bu, belki de 16. yüzyıldaki Reform hareketine kadar değişmedi. Tertullianus ve Ambrosius gibi isimlerin eserlerine bakın. Dünyanın cinsel birleşme yoluyla nüfuslanmasındansa insan neslinin tükenmesini görmeyi tercih ettiklerini söylediler. Evli olsalar bile insanların bunu yapmasındansa herkesin ölmesini tercih ederlerdi. Rahipliğe atanmadan önce kendini meşhur bir şekilde iğdiş eden Origenes'i, Thomas Aquinas'ı ve Batı'da yüceltilen bu meşhur isimlerin diğerlerini düşünün. Bu konulara karşı tutumları pis, kirli, kötü ve uzak durulması gereken bir şey gibiydi. İlk kilise babalarının hemen hepsi, bekâr bir hayat yaşamanın bir kadınla her türlü temastan daha iyi olduğunu söylediler.

Bizim dinimizse bunu söylemez. Aksine, eşinle olan yakınlığın Allah'ın razı olduğu bir ibadettir; onu terazinde bir sadaka olarak say.

Bu rivayetleri sizinle neden paylaşıyoruz? Konuya dönecek olursak: Evlilik bir ibadettir. Ve evliliğe bir ibadet olarak bakmanın meyvesi nedir dedik? Birinci meyvesi: Hiçbir şey boşa gitmez. Evliliğin zorlukları da, evliliğin sevinçleri de; sadece zorlukları değil, sevinçleri de. Hiçbiri boşa gitmez.

İkinci meyve: Sabır

Peki, bu bakış açısının ikinci meyvesi nedir? Evliliğe bir ibadet olarak bakmak sana ne kazandırır, neyde yardımcı olur? Sabırda.

Birdenbire evliliğe bakışın sıradan, önemsiz, olağan bir şeyden ilahî bir şeye yükselir. Ve bu da sabır ve tahammülün yepyeni ufuklarını açar. Çünkü artık buna "yapmak zorunda olduğum, herkesin de yaptığı bir şey, Allah yardımcım olsun" diye bakmıyorsun. Buna Allah'ı razı etmeyi, Allah'ı yüceltmeyi, Rabbini tazim etmeyi içeren bir ibadet olarak bakıyorsun. Bu sana muazzam bir sabır verir ve yepyeni rezervlerin kapısını açar.

Evlilik sürecinin tamamını, öncesiyle, süresiyle ve sonrasıyla tek bir kelimeyle özetlemek isteseydin, o kelime "sabır" olurdu.

Bir eş ararken, bir koca ararken, bazen doğru kişi hayatına girene kadar aylar, bazen yıllar geçer. Bu sabır gerektirir; haramın kapısını çalmamak da öyle. Bir aileye gidersin ve seni şu veya bu sebepten geri çevirirler; bu sabır gerektirir, insanın moralini çok bozabilir. Sonunda doğru kişiyi bulursun, bu sefer de imkânın olmayan devasa mehirler şart koşarlar; bu sabır gerektirir.

Sonra eşin annenle atışır, bir türlü anlaşamaz. Bu sende neyi gerektirir? Sabrı, mizahı ve daha çok fazla sabrı.

Eşlerden biri diğerinin ruh haline, yoksulluğuna, o an istemediği yakınlığa uyum sağlamaya çalışır. Birbirlerine uyum sağlamaya çalışır ve sabrederler; bu da sabır ister. O akşamki yakınlıktan, buna hazır olmayan eşine uyum sağlamak için vazgeçmek sabır ister.

Her kurumun çocuğunu senden fiziken ya da fikren ya da her iki şekilde koparmaya çalıştığı bir ortamda salih çocuklar yetiştirmek. Bu ne ister? Sabır ister. Enflasyon zamanında ailene harcamak ne ister? Sabır ister. Herkes seni hayattaki gerçek hedeflerini feda etmek zorunda kaldığına ve şimdi evde oturup bir şeyler yaptığına ikna etmeye çalışırken ev hanımı olmak sabır ister. Müslüman bir kadın olarak bu söyleme karşı koymak sabır ister.

Ve eğer bir boşanma olacaksa, yine sabır ister. Birçok açıdan çok pahalı bir süreçtir. Boşandıktan sonra eşini, karını ya da kocanı karalamamak sabır ister. Ayrı yollara gittikten sonra birbirinizle alay etmemek, birbirinize iftira atmamak, birbiriniz hakkında kötü konuşmamak sabır ister. Çocuklarını, eşinin onları görmesine engel olarak karına ya da kocana karşı bir silah olarak kullanmamak sabır ister.

Ve evliliğe ibadet merceğinden baktığında ne olur? Sabırlı ve dirençli olmak kolaylaşır. Bazen evlilikle birlikte gelen bütün zorluklarla başa çıkmak için sahip olduğunu bilmediğin yeni bir sabır kapasitenin kapısı açılır.

Birinci ilkeyi uygulamaya koymak

Her ilkeyi, onu uygulamaya koymak için yapılabilecek önerilen eylemlerle bitireceğimize söz vermiştik. Peki, o zaman bu ilke, "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" ilkesi, pratik olarak evliliklerimize nasıl yerleştirilebilir?

Birincisi: Niyetinin gaflette olmasına izin verme. Yaptığın her şeyde niyetinin hiçbir zaman uykuya dalmasına izin verme. Her şeyde ihtisâb olduğundan emin ol. İhtisâb nedir? Sevabı Allah'tan beklemek demektir. Bir fatura mı ödedin? Orada ihtisâb olduğundan emin ol: "Sevabını Allah'tan bekliyorum." diye düşün. Bir yemek mi pişirdin kız kardeşim, o akşam evini mi temizledin? Orada ihtisâb olduğundan emin ol. Eşine şu ya da bu şekilde uyum mu sağladın, yüzüne mi gülümsedin? Orada ihtisâb vardır; sevabını Allah'tan bekle. Gerçekten kötü bir şey söylemek istediğin halde dilini mi tuttun? Orada da ihtisâb olduğundan emin ol. Her adımda ihtisâb olduğundan emin ol.

İkincisi: Haftada en az bir kez aileni bir ibadet etrafında topla. Bu ilkemiz, yaratılış amacımızın ibadet olduğunu söylüyor. O halde haftada en az bir kez ailenle birlikte Allah'a ibadet et ve bizi bir araya getirenin ibadet olduğunu pratik olarak ispat et ve hatırlat. Bu, ara sıra birlikte kıldığınız bir namaz; birlikte okuduğunuz faydalı bir kitap veya YouTube'da birlikte izlediğiniz faydalı bir içerik olabilir.

İşte birinci ilke budur.

İkinci İlke: Evlilik Sağlam Bir Ahittir

İkinci ilke, Kur'an'ın dördüncü suresinden. Bu arada bu da hangi kategoriye giriyor? Dediğimiz gibi şuanda, evlilikten önceki ilkeleri konuşuyoruz. O yüzden birinci ilke olan evliliğine bir ibadet olarak bakmaya da dikkat etmek gerekir. Bunu daha evlenmeden, şimdiden yoluna koymalıyız; evlenmeden önce, evliliğin ne olduğunu anlamalıyız. İkinci ilkemiz ise şu ayet çerçevesinde. Allah şöyle buyuruyor:

وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا"Onlar (eşleriniz) sizden sağlam bir söz (ahit) almışlardır."
— Nisâ Suresi, 4:21

Onlar, yani eşleriniz, sizden sağlam bir ahit almışlardır. İkinci ilke budur. Bu ayetteki anahtar kelime nedir? "Mîsâkan galîzâ", yani sağlam bir ahit. Buradaki sağlam ahitten kasıtsa nedir? Evlilik ahdidir.

Temelde bu ilke de, birinci ilke gibi illa yaptığın bir şeyle ilgili olmak zorunda değil. Daha çok algıda bir dönüşüm oluşturmakla ilgili: Evliliğe ağır, değerli, önemli bir şey olarak bakmanın gerekliliği ile ilgili. Evlilik belki de hayatında yapacağın en önemli şeydir. Hukukî açıdan muhtemelen ölümden sonra ikinci sırada gelir. O akit yapıldığı anda her türlü hak, sorumluluk ve yükümlülük değişir.

Düğün başka, nikâh başka

Bu açıdan düğün, evlilikten farklıdır. Düğün güzel bir vesiledir: Herkes güzel giyinmiştir, güzel yemekler vardır, büyük bir pasta vardır, hediyeler vardır, hediye kutuları, küçük şakacı notlar ve diğer bir sürü şey. Buna düğün denir. Evlilik ise bir mîsâktır. Ciddi bir akittir, sağlam bir sözdür ve düğünden farklıdır.

Sadece basit bir karşılıklı ifadeyle oluyor diye, "Seni falanla evlendirdim" dendiğinde senin "Kabul ettim" demen üç saniyeni alması seni yanıltmasın. Bu, evliliğin ağırlığından hiçbir şey eksiltmez. "Kabul ettim" dediğin anda birdenbire yüzlerce hüküm hayatına girmiş, varlığını, Allah ile ilişkini ve insanlarla ilişkini değiştirmiştir; hem de bir iki saniyede söylediğin o cümle yüzünden. Bu sağlam bir akittir.

Kur'an'da üç sağlam ahit

Bu "sağlam ahit, kuvvetli misak" ifadesi Kur'an'da yalnızca üç farklı pasajda, üç farklı bağlamda geçer.

İlk kullanıldığı yer İsrailoğulları bağlamıdır. Allah şöyle buyurur:

وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا"Onlara, 'Cumartesi yasağını çiğnemeyin' dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık."
— Nisâ Suresi, 4:154

Bu birincisidir. Kur'an'da ikinci geçtiği yer Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur:

وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ۖ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا"Hani biz peygamberlerden, (özellikle) senden, Nûh'tan, İbrâhim'den, Mûsâ'dan ve Meryem oğlu Îsâ'dan söz almıştık. Onlardan sapasağlam bir söz almıştık."
— Ahzâb Suresi, 33:7

Bu da ikincisi. Bu ifadenin Kur'an'da geçtiği üçüncü ve son yer ise üzerinde çalıştığımız ayettir. Allah şöyle buyuruyor:

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا"Birbirinizle bu kadar yakınlaşmışken ve onlar sizden sağlam bir söz almışken onu (verdiğiniz mehri) nasıl geri alırsınız?"
— Nisâ Suresi, 4:21

Demek ki bu, benzeri olmayan bir ilişkidir. Allah Teâlâ dünyevî, yeryüzüne ait bir ilişkiyi "sağlam" diye nitelendiriyorsa, bu nasıl bir ilişki olmalıdır? Bir evliliğe girmeden önce, ona hak ettiği ağırlığı vermek için senin ve benim bunun farkında olmamız çok önemlidir. Sırf bunun çok yüce bir ilişki olduğunu hatırlaman sayesinde bile pek çok önemsiz problem silinip gider.

Bu ilişkinin ne kadar farklı olduğunu gösteren rivayetler

Size bu ilişkinin ne kadar farklı olduğunu, risklerin ne kadar yüksek olduğunu ve fırsatların da bir o kadar büyük olduğunu gösteren birkaç rivayet vereyim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعِيفَيْنِ: الْيَتِيمِ وَالْمَرْأَةِ"Allah'ım! Ben iki zayıfın, yetimin ve kadının hakkını (çiğnemeyi) ağır bir günah ilan ediyorum."
— İbn Mâce, Edeb 6 (3678); Ahmed b. Hanbel, Müsned (9666); Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ (9104)

Allah'ım, iki zayıfın, yetimlerin ve kadınların haklarının korunmamasını çok büyük bir günah sayıyorum.

Bu, karına dair olandır. Kocana dair olarak da sana bunun sağlam bir ahit olduğunu gösteren benzer rivayetler bulursun. İşte bu yüzden Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabeden yaşlı bir teyzeyle karşılatığında ve onun bazı işlerinde yardıma ihtiyacı vardı, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de ona yardım etti. Sonra ayrılırken ona şöyle bir soru sordu:[3]

أَذَاتُ زَوْجٍ أَنْتِ؟ قَالَتْ: نَعَمْ. قَالَ: كَيْفَ أَنْتِ لَهُ؟ قَالَتْ: مَا آلُوهُ إِلَّا مَا عَجَزْتُ عَنْهُ. قَالَ: فَانْظُرِي أَيْنَ أَنْتِ مِنْهُ، فَإِنَّمَا هُوَ جَنَّتُكِ وَنَارُكِ"Evli misin?" "Evet." "Ona karşı nasılsın?" "Gücümün yetmediği şeyler dışında ona hiçbir şeyi esirgemem." Buyurdu ki: "Ona karşı nerede durduğuna iyi bak; çünkü o senin cennetin ve cehennemindir."
— Ahmed b. Hanbel, Müsned (19003); Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ (8963); Hâkim, el-Müstedrek (2769)

Ona "Evli misin?" diye sordu, o da "Evliyim" dedi. "Söyle bakalım, kocana karşı nasılsın, nasıl davranıyorsun?" dedi. "Ey Allah'ın Resulü, gerçekten yerine getiremediğim şeyler dışında ona ihtiyaç duyduğu her şeyi vermeye çalışıyorum" dedi. Ona dedi ki: Ona karşı nasıl olduğuna çok dikkat et, çünkü o senin ya cennetin ya da cehennemin olacak.

Vallahi bu sıradan bir ilişki değildir.

Muâz b. Cebel'in secdesi

İmam İbn Mâce Sünen'inde, İbn Ebî Evfâ'dan şunu rivayet eder: Muâz b. Cebel Medine'ye geri döndüğünde Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) gördü ve ona secde etti. Peygamber ona, "Bu ne? Ne yapıyorsun?" dedi. Muâz dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, Şam'dan yeni döndüm ve Hristiyanların din adamlarına secde ettiklerini gördüm. Saygımızdan dolayı biz de sana aynısını yapmak istedik." Peygamber ona, "Bunu yapma, bunu yapma" dedi ve şöyle buyurdu:

فَلَا تَفْعَلُوا، فَإِنِّي لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَدًا أَنْ يَسْجُدَ لِغَيْرِ اللَّهِ، لَأَمَرْتُ الْمَرْأَةَ أَنْ تَسْجُدَ لِزَوْجِهَا"Bunu yapmayın! Eğer ben bir kimseye Allah'tan başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadına kocasına secde etmesini emrederdim."
— İbn Mâce, Nikâh 4 (1853); Ahmed b. Hanbel, Müsned (19403)

Eğer birinin bir başka insana secde etmesini emredecek olsaydım, eşlere kocalarına secde etmelerini emrederdim. Böyle bir şey olacak olsaydı; ama böyle değildir.

Münâvî'nin dediği gibi secde iki türlüdür.[4] Bir ibadet secdesi vardır; burada bahsettiğimiz bu değil, o yalnızca Allah içindir. Bir de saygı secdesi vardır. Meleklerin Âdem'e (aleyhisselâm) secdesi gibi; o bir ibadet secdesi değildi, bir saygı secdesiydi. Yûsuf'un kardeşlerinin ve ailesinin Yûsuf'a secdesi de bir ibadet secdesi miydi? Hayır, bir saygı secdesiydi. Onların şeriatında caizdi; bizim şeriatımızda caiz değildir.

Dolayısıyla Peygamber şunu söylüyor: Bana secde etmeyin. Ama birinin bir başka insana saygıdan dolayı secde etmesine izin verecek olsaydım, eşlere, kocalarının üzerlerindeki hakkın ve onlara karşı sorumluluklarının büyüklüğünden dolayı, kocalarına secde etmelerini emrederdim.

Bu rivayetleri size neden veriyorum? Burada vurguladığım nokta ne, sevgili kardeşlerim? Bu sağlam bir ahittir. Ciddiye alınması gereken bir ilişkidir.

Bugün evlilik neye indirgendi?

Ancak bugün, evlilik artık ciddi bir yemin, bir ahit, bir bağlılık olmaktan çıktı. Artık rıza gösteren iki yetişkin arasında, uygun olmadığı, biraz can sıkıcı hale geldiği ya da baş belası olmaya başladığı anda çekip gidebileceğin, bağlayıcı olmayan bir anlaşmadır.

Hukuk sistemi de sana bu konuda pek destek olmaz. Sorumluluk sahibi babalar cezalandırır; sosyal yardım alan anneler evlenmeye teşvik edilmez. Bazen evlilikler, karı ve kocanın hazırladığı evlilik öncesi sözleşmeyle, başarısız olacağı varsayımıyla kıyılır. Allah'ın emirleri düşünülmez. Toplum, bu resmin dışına çıkarıldı. Geniş aile de büyük ölçüde resmin dışına çıkarıldı; dinî mabette yapılan tören dışında birçok şey bu çerçevenin dışında sayılır oldu. Evlilik buna indirgendi.

O halde şu soru akıllara geliyor: Bu nasıl oldu? Ne oldu? Evlilik ezelden beri kutsal bir kurumdu; Müslümanlar için de, gayrimüslimler için de hep böyleydi. Neden çağdaş, modern dünyada evliliğe karşı böylesine indirgemeci bir yaklaşım oluştu? Nasıl gerçekleşti bu?

Bunu sorduğumda kimi bireyciliği söyler, kimi sosyal medyayı, kimi hayâsızlığı, kimi feminizmi, kimi de bireyin topluluktan daha önemli hale gelmesini. Hepsi çok güzel cevaplar. Size modern dünyanın evliliğe yönelik küçümseyici tavrının arkasında yatıyor görünen üç sebebi paylaşacağım. Eminim bunlar bütün açıklamanın yalnızca bir kısmıdır.

Birinci sebep: Evlilik öncesi ilişkilerin yaygınlaşması

Birincisi, evlilik öncesi ilişkilerin yaygınlaşmasıdır. Daha açık söylemek gerekirse evlilik öncesi cinsel birliktelik, insanlar sonunda evlenmeye karar verdiklerinde evliliğin kalitesi üzerinde somut bir etkiye sahiptir. Ve bunu gösteren çalışmalar da vardır.

Utah Üniversitesi'nden sosyolog Profesör Nicholas Wolfinger'in bu konuda çalışması var ve çalışmasında sonuç olarak şunu buldu:[5] Hayatı boyunca yalnızca eşiyle, evlilik içinde birlikte olmuş olanlar çok mutlu evlilikler yaşadıklarını bildirdiler ve bütün evlilikler arasında evliliklerin en mutlusuna sahip oldukları görüldü. En yüksek puanı onlar aldılar; eşlerinden önce hiçbir cinsel deneyimi olmayanlar piramidin tepesindeydi.

En memnuniyetsiz, en mutsuz ve evlilikte başarısız olma ihtimali en yüksek olanların ise evlenmeden önce altı ile on arası cinsel partneri olmuş kadınlar olduğunu söyledi. En alttakiler ve boşanma ihtimali en yüksek olanlar onlardı. Bunun hem erkekler hem de kadınlar arasında bir eğilim olduğunu söyledi. Sonuçlara bakarsanız, evlilikten önce ne kadar çok cinsel partnerleri olduysa, hayatlarının ilerleyen döneminde boşanmayla sonuçlanma ihtimalleri o kadar yüksekti. Ama erkeklerde kadınlardaki kadar aşağı düşmüyor. Bir sebepten ötürü bulguları, iki yönlü işlese de, bu noktada kadınların bir evlilikte memnuniyetsiz, huzursuz olma ve evlilikten çıkıp gitmek isteme ihtimalinin erkeklerden çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ve açıkça şunu söylüyor: Bir kişinin ne kadar çok partneri olduysa, hayatının ilerleyen döneminde boşanmayla sonuçlanma ihtimali o kadar yüksektir.

Johns Hopkins Üniversitesi'nden Andrew Cherlin gibi başka araştırmacılar da, o da bir sosyolog, benzer şeyler söylüyor: Evlilikten önce cinsel temasa ilgi göstermeyen insanlar, evlendiklerinde eşlerine bağlılık gösterme ihtimali daha yüksek olan kişilerdir ve dolayısıyla daha mutludurlar. Evlilik öncesi ilişkiler ile hayatın ilerleyen döneminde boşanma ihtimali arasında böyle bir ilişki olduğunu gösteren pek çok çalışma vardır.

Dolayısıyla belki de bunun birinci sebep olduğunu, ya da bugün insanların evliliğe karşı küçümseyici tavrının bir kısmını açıklayan sebeplerden biri olduğunu öne sürüyorum; çünkü evlilikten önce çok fazla şey yaşanıyor.

İkinci sebep: Feminizm

İkinci sebepse feminizmdir. Müslümanlar olarak onların söyleminden bir şekilde muaf olduğumuzu varsayamayız. Bu söylem başkalarını etkilediği gibi bizi de etkiler.

Kadının özgürleşmesinin ve hürriyetinin yolunun ilk olarak evlilik kurumunu ortadan kaldırmaktan geçtiğini söyleyen Sheila Cronan gibileri var. Eş rolünün, kadının boyunduruk altında tutulmasının sürdürüldüğü araç olduğunu söyleyen Marlene Dixon var. Ve pek çok feminist için bugün esasen kutsal bir başvuru kitabı olan İkinci Cins (The Second Sex) kitabını yazan meşhur feminist Simone de Beauvoir var. Kitabında evliliğin yabancılaştırıcı bir kurum olduğunu yazar.[6]

Elbette bunların çoğu, onların evlilik anlayışlarına ve onların hukuk sisteminde, onların toplumsal sisteminde yaşanan haksızlıklara bir tepkidir; bizimkinde değil. Dolayısıyla bu aşırı tepkiyi almaları belki anlaşılabilir. Ama mesele şu ki bu feminizm dalgaları bizi de etkiliyor ve evliliğin insanların gözündeki değerinden bir şeyler eksiltiyor.

Üçüncü sebep: Evlilikle alay etmek

Üçüncü sebepse, ki pek çok kimsenin aklına gelmez; Hiciv, alay, evlilikle dalga geçmek, onun hakkında şaka yapmaktır.

Öyle ki koca karısıyla alay eder, karı da kocasıyla alay eder ve yine insanlar evlilik kurumuyla alay ederler de buna karşı tepkileri: "Hafif bir şaka, takma kafana", demektir. Öyle bir seviyeye geldi ki artık evliliğin komedideki klişesi bile, birbirinden nefret eden bir çifttir.

Sonra çocukların neden "Ben asla evlenmeyeceğim" dediğini merak eder dururuz. Bunu söyleyen bir çocuk duydunuz mu hiç? "Ben asla evlenmeyeceğim." Nasıl yani? Neden bunu diyorsun? Neden evlenmek istemediğini dünyaya ilan etme ihtiyacı duyuyorsun? Bu çocuk feminizmin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü dalgalarını ve felsefesini mi çalıştı? Hayır. Belki çocuk evliliği düzenleyen yasaları incelemiştir? Hayır, çocuk bunu da yapmadı. O halde çocuk neden "Asla evlenmeyeceğim" diyor? Nasıl oluyor bu? Basit bir sebep: Çocuk sadece hızlı bir gözlem yaptı. Evli olan herkes birbirinden nefret ediyor gibi görünüyor olduğunu ve evlilikle ilgili bütün şakaların eşinden nefret etmek üzerine olduğunu fark etti. Bu hâlde, çocuk neden evlenmek istesin?

Dolayısıyla şaka yapmak... Lütfen bunu ciddiye alın. Ne kadar çok saçmalık ve boş söz hiciv ve alay aracılığıyla normalleştiriliyor, şaşıyoruz!

Koca karısıyla alay ediyor, onun hakkında şöyle bir şaka yapıyor: "Biliyor musun, karım o kadar aptal ki cebirden hiç anlamıyor. O kadar sıkıcı ki benimle hiç kriket izlemek istemiyor." Karı kocasıyla alay ediyor: "Biliyor musun, beklediğim o güçlü adam değil. Evlendiğinden beri göbeği beline taşıyor; önceden o kadar sert adamdı, evlilik onu koca, yumuşak bir pelteye çevirdi." Sonra koca da buluşmalarda karısıyla alay ediyor: "Kadınlar hep söylenir, asla memnun olmazlar, hep daha fazlasını isterler. Ne yapabilirsin ki? Onlara yetişemezsin."

Çocuklar bunu duyduğunda onlara ne mesaj veriyorsun? Bir de o klasik şaka vardır. Hani bir karı ya da kocanın, eşini dahil etmediği bir gezi planlaması; nitekim eşi onun için çok sıkıcıdır. "Ondan uzaklaşıp maceralı, heyecanlı bir şey yapmak için sabırsızlanıyorum, çünkü eşim çok sıkıcı.", der. Peki, çocukların bunu duyduğunda hangi mesajı alırlar?

Bu arada bu şakalar kadınlar için erkeklere göre çok daha inciticidir; özellikle bizim toplumumuzda, kadınlarımızın maruz kaldığı bombardıman yüzünden. Nitekim toplum ona şunu söyler: "Sen bir ev hanımı olarak bütün hayallerini ve hedeflerini feda etmek zorunda kaldın.". Eve geliyor ve biz de buna şunları ekleyip katlarız: "Sen sadece bir ev hanımısın, sonuçta ne bilirsin ki?" Bu çok incitici ve zarar vericidir. Çok kötü de sonuçları vardır. O yüzden ne söylediğinize dikkat edin.

Beni daha çok üzen şey ise dindar kardeşlerimizin, bazen hocalarımızın, öğretmenlerimizin bunlardan bazılarını yaydığını ve evlilik hakkında şaka yaptığını görmektır. Bir seminer veren ya da ders veren biri; "Evlilik için İslami koçluk yöntemi" gibi büyük başlıklar ve söylemlerle programını tanıtır. Sonra da arada bir, havayı yumuşatmak, insanları güldürüp yeniden konsantre etmek için evlilik hakkında bir şaka yapar; ama ne pahasına. Öyleki şöyle şeyler dahi söyler: "Cüzdanınızda her zaman kocanızın vesikalık bir fotoğrafını taşıyın. Neden mi? Çünkü hayatınızda ne zaman zor bir şey yaşarsanız, o fotoğrafı çıkarıp ona bakın ve deyin ki: Bununla başa çıkabiliyorsam, hayattaki her şeyle başa çıkabilirim.". İnsanlar da buna güler ve şakalaşır; güya hafif bir şeydir.

Ya da yakın zamanda birinin yaydığı şu şaka: Evliliğin üç yüzüğü vardır. Bir de beyaz tahtaya yazıyor: Evliliğin birinci yüzüğü, bu nişan yüzüğüdür. İkinci yüzüğü, bu alyanstır. Üçüncü yüzüğü ise ıstırap yüzüğüdür. Gerçekten, ne demeye çalışıyorsun? Neden ben bunun bir parçası olmak isteyeyim?

Üzücü olan şu ki bu, evliliğin tam tersinin yüceltildiği ve kanunlarla güvence altına alındığı bir zamanda oluyor. Eşcinsellik, zinanın yaygınlaşması, cinsel deneyimler yüceltiliyor, büyütülüyor, teşvik ediliyor, kanunla güvence altına alınıyor. Oysa kendimizi duygusal ve fiziksel olarak rahatlatabileceğimiz tek helal çıkış yolu evliliktir. Sahip olduğumuz o tek kapıyı da şakalarımızla yıkıyoruz. Sonra da çocuklarımızın neden evlenmek istemediğini merak ediyoruz. Erteliyor, erteliyor, erteliyor, erteliyor; çünkü artık evlilik onlara cazip gelmiyor. Evlenmek artık heyecan verici değil. Acaba neden?

Evlilik neden kutsaldır?

O halde bir düşünelim, evlilik neden kutsaldır? Çünkü Allah bize onun kutsal olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla onun hakkında şaka yaptığında ne kastettiğini bir düşün. Allah'ın onu kutsal kıldığını biliyorsun, ama yine de Allah'ın ciddi saydığı bir şey hakkında şaka yapmayı oldukça kolay buluyorsun.

Bu konuyu dillendirdiğinde ise hep aynı cevabı alırsın: "Sadece hafif bir şaka yapıyoruz. Neden her şeyi bu kadar ciddiye alıyorsun? Sadece bir şaka." Anlıyorum, ama yine de yanılıyorsun. Dürüst olmak gerekirse gerçekten anlıyorum, ama bu çok yanlış. Çünkü Müslümanlar olarak, burada Batı'da inanıldığı gibi, komedinin diğer söylem türlerinin sahip olmadığı belli ayrıcalıklara sahip olduğuna inanmayız. Bilirsiniz, komedide her şey biraz daha serbesttir. Ancak müslümanlar olarak biz komedinin de diğer her söylem türü gibi dinin sınırları içinde olduğuna inanırız. Komedinin bazı özel ayrıcalıkları olduğunu söylesek bile, bu ayrıcalıklar Allah'ın kutsal kıldığı şeyleri kapsamaz. Evlilik de bunlardan biridir. Bu yüzden, Allah'ın kutsal kıldığı şey hakkında şaka yapmayın ve onunla alay etmeyin.

"Ciddiye alın"

Sean Illing'in bir kendisiyle röportaj yaptığında James J. Sexton'un söylediği sözleri çok severim.[7] James Sexton yaklaşık yirmi yıldır bu alanda olan bir boşanma avukatıdır. Sean Illing röportajda ona, "Evlenmek isteyen insanlara ne tavsiye edersin?" diye sorar. O da üç kelime söyler: "Take it seriously", yani "Ciddiye alın."

"Ciddiye alın" dedi ve sonra ilk bakışta şaşırtıcı gelen ilginç bir şey söyledi: "Evliliği, bir araba satın almaktan farklı düşünmeyin." Nasıl yani? Dedi ki: "Ne yazık ki bazı insanlar araba alırken, evliliğe girerken gösterdiklerinden daha fazla özen gösteriyorlar. Arabaları hakkında, eşleri ve evlilik kurumu hakkında yaptıklarından daha fazla araştırma yapıyorlar." dedi.

Sonra şöyle bir örnek verdi: "Ortalama bir gence 'Hayalindeki araba hangisi? Bugün senin olacak' diye sorarsan, ya Ferrari der ya da Lamborghini. Ama o gence 'Bu araba, hayatının geri kalanında sahip olacağın ilk ve son araba olacak' dersen, birdenbire yaptığı analiz biraz farklı olur. Çünkü 20 ya da 30 yaşındayken istediğin araba, bir iki çocuğun olduğunda istediğin arabadan biraz farklıdır.". "İşte bu yüzden, ciddiye alın" diyor.

Hadiste de geçtiği gibi, hem kadınlar hem de erkekler için, O senin cennetin ya da cehennemin. Allah da, eşlerinizin sizden sağlam bir ahit aldığını söylüyor. Bu sebeple ciddiye alın.

Evliliği ciddiye almamanın tezahürleri

Evliliği ciddiye almayan, bu ilkenin tam tersini yapan insanların bazı özellikleri nelerdir? Size çok hızlıca birkaç tane vereyim.

Birinci örnek: "Boşadım" kelimesini sağa sola savuranlar. Mesela bugün bir evlilik davasındaydım ve kadına, "Kocan seni kaç kez boşadı?" dedim. "Saymayı bıraktım" dedi. Üç talak, dört talak, aparkatlar, kroşeler, her şey üzerime geliyor; saymayı bıraktım, çok fazla, dedi. Ve adam bunları üçerli setler halinde söylüyor; her seferinde üç talak. O halde bu kimse, evlilik ahdini, o yeminli ahdi ciddi ve ağır bir şey olarak alan biri midir?

Aynı şekilde sürekli "Hul' için başvuracağım, hul' için başvuracağım" diye tehdit eden bir kadın. Bu, ihtiyaç duyulduğunda bize açık olan geçerli bir kapı olsa da onu sürekli bu saygısız tavırla ortaya atmak, bunun sağlam bir ahit olduğunu anlamadığını gösterir. Bu da diğer bir örnek.

İkinci örnek: Ne yazık ki burada, Birleşik Krallık'ta bulunan bazı şaibeli şeriat konseyleri. "Ücreti ödeyin, karınızı sizden 48 saat içinde ayıralım" garantisi veriyorlar. Yakın zamanda bir kız kardeş, "Kocamdan sadece e-postayla boşandım" dedi. Sadece e-posta, sadece yazışma ve bu kadar. Bana boşanma belgesini verdiler, dedi. Bu, bozduğu şeyin sağlam bir ahit olduğunu anlayan bir şeriat konseyi midir?

Ya da "Kocayla konuşmamıza gerek yok" diyen konseyler. Bir kadın hul' için başvurmuş; "Kocayla iletişime geçmemize gerek yok, sadece sizin hikâyenizi dinleyelim" diyorlar. Peki ya onun anlattıkları? Adamın haberi olduğunda kadın başka bir adamla evlenmiş. "Ne oldu? Karım başka bir adamla mı evli?" "Evet ama biz boşadık." "Neden bana ulaşmadınız?" "Gerek yoktu." Nasıl olur? Allah, "Onlar sizden sağlam bir ahit almışlardır" buyuruyor. Onu bu şekilde nasıl bozabilirsin? Bu sağlam bir ahittir. Bu da bir başka örnek.

Başka bir örnek: İnsanların evliliklerine onları yıkmak için müdahale etmektir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ خَبَّبَ امْرَأَةً عَلَى زَوْجِهَا"Bir kadını kocasına karşı kışkırtan bizden değildir."
— Ebû Dâvûd, Talâk 1 (2175); Ahmed b. Hanbel, Müsned (9157)

Bir kadını kocasına karşı kışkırtan herhangi bir kadın ya da kişi bizden değildir. Onları birbirinden ayırmak için bir ilişkiye bu şekilde nasıl müdahale edebilirsin, oysa müdahale ettiğin şey bir mîsâk ve sağlam bir ahittir?

Bir başka örnekse: Evliliğe karşılıklı hak ve sorumluluklarını bilmeden giren biri. Sadece âşık olurlar ve hemen evlenirler. Kocanın haklarını, kadının haklarını, beklentileri, rolleri ve Allah'ın her ikisinden ne istediğini bilmezler. Bir cep telefonu sözleşmesi imzalarken bile çok daha fazla araştırma yapıyorsun; peki ya bu sağlam ahit?

Bunlar, bu ilkenin uygulanmadığı dört beş örnek.

İkinci ilkeyi uygulamaya koymak

Son olarak, bu ilkeyi uygulamaya koymaya gelince:

Birincisi: Farkındalık oluşturmak. Anne babalar, çocuklarınızla evlilik hakkında konuşun ve olumlu ifadeler kullanın. Heyecan verici ifadeler kullanın. Onlara evliliğin sunduğu güzel şeyleri anlatın. Onları önlerinde duran ağır akde, beraberinde bir sorumluluk getiren ama aynı zamanda bir zevk ve mutluluk da getiren akde hazırlayın. Onlara bunu gösterin. Evliliğin aydınlık yanlarını davranışınızla, örnekliğinizle ve sözlerinizle gösterin. Öğretmenler öğrencilerine, anne babalar çocuklarına; sizler etkiniz altındaki herkese evliliğin önemi, evliliğin zevki ve evliliğin ağırlığı konusunda farkındalık kazandırın.

İkincisi: Seriyi tamamlamaya söz vermek. Bu serinin biraz uzun olacağını söyledik. Onu tamamlamaya söz ver; Allah'a bu sağlam ahdi ciddiye aldığını göstermek için böyle bir araştırma ve okuma içine gir.

Ve yapabileceğimiz son şey: Evlilik kurumuna yöneltilen her türlü alaya son vermektir.

Kaynaklar

  1. 1.İbn Teymiyye, el-Ubûdiyye, giriş bölümü; ayrıca Mecmûu'l-Fetâvâ, 10/149.
  2. 2.Söz İbn Ebî Cemre'ye (ö. 695/1296) aittir; İbnü'l-Hâc, el-Medhal, 1/4-5. Devamında şöyle der: "Çünkü insanların pek çoğunun başına gelen, ancak bunu (niyeti) zayi etmelerinden dolayıdır."
  3. 3.Bu kadın, sahâbî Husayn b. Mihsan'ın halasıdır; hadisi Husayn b. Mihsan rivayet eder.
  4. 4.Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, ilgili hadisin şerhi.
  5. 5.Nicholas H. Wolfinger, "Counterintuitive Trends in the Link Between Premarital Sex and Marital Stability", Institute for Family Studies, 2016. Andrew J. Cherlin'in evlilik ve bağlılık üzerine çalışmaları için bk. The Marriage-Go-Round (2009).
  6. 6.Sheila Cronan, "Marriage" (1970); Marlene Dixon, "Why Women's Liberation?" (1969); Simone de Beauvoir, İkinci Cins (Le Deuxième Sexe, 1949).
  7. 7.James J. Sexton, Sean Illing'in Vox için yaptığı röportaj; ayrıca Sexton'un If You're in My Office, It's Already Too Late (2018) adlı kitabı.
  8. 8.Kaynak ders: Ali Hammuda, "Married Ever After" serisi, 2. bölüm.
  9. 9.Ayet mealleri Diyanet İşleri Başkanlığı meali esas alınarak sadeleştirilmiştir.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu konuda bir test

Tüm testler →

İlgili yazılar