mücelled
İslam

Sonsuza Dek Evlilik - 3: Salih Olanı Seç ve "Erkek, Kız Gibi Değildir": Evlilikten Önce Kur'an'dan İki İlke Daha

Sonsuza Dek Evlilik serisi, 3. bölüm: Eş seçiminde salihliğin gerçek anlamı ve erkekle kadın arasındaki farkları anlamak.

Mücelled
Mücelled

· 37 dk okuma

Sonsuza Dek Evlilik 3 Yazısı Fotoğrafı

Bir evliliğin serpilip gelişmesine dair Kur'anî ilkelerin bazılarını ele alıyoruz. Bir giriş yaptık ve ilk iki ilkeyi işledik.

İlk iki ilke neydi? Birincisi, evliliğin bir ibadet olması. İkinci ilke ise, "Onlar sizden sağlam bir ahit almışlardır" ayetinden hareketle evlilik ahdi. Sohbet serimiz dört kategori olacak ve yirmi kadar ilkeyi bu dört grup içinde sıralayacağız. Bunlar da bu dört kategoriden ilki olan evlilikten önce akılda tutulması gereken Kur'anî ilkelerdi.

İlk ikisi bunlardı. Bu yazıda iki ilke daha ele alacağız. Sonra ikinci gruba, yani bir evliliğin serpilmesi ve büyümesi için evlilik süresince geçerli olan Kur'anî ilkelere başlayacağız.

Üçüncü İlke: Salih Olanı Seç

Üçüncü ilke Nûr Suresi'nden. Allah şöyle buyuruyor:

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَىٰ مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ"Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden de salih olanları evlendirin."
— Nûr Suresi, 24:32

Buradaki anahtar kelime hangisi? "Es-sâlihîn", yani salih olanlar.

Bir evlilikte ileride ortaya çıkan pek çok mesele, daha en başta, henüz tomurcukken çözülebilir; özellikle de ilk aşk ve tutku heyecanı yatıştıktan; bitmek bilmeyen sevgi ifadeleri azaldıktan sonra. Evlilikte ortaya çıkan pek çok potansiyel problem, eğer evlilik doğru bir temel üzerine kurulsaydı, doğru adımla yola çıkılsaydı, daha bu evliliğin olup olmaması gerektiği konuşulurken ortak bir hedefi, ortak bir amacı paylaşıyor olsalardı, en başta engellenebilirdi.

Ayette "aranızdan salih olanları" diye geçmesinin sebebi de işte budur: Evlilik engellerle ve zorluklarla dolu, ömür boyu süren bir yolculuktur. Görevini yerine getirebilmek ve bu zorlukların eşinle birlikte üstesinden gelebilmek için ortak değerlerde olman gerekir. Hayatında ortak temaları paylaşman gerekir. Bizler hayatımızdaki zorluklarla böyle başa çıkarız. İlkelerimize sğınır, değerlerimize döneriz.

Din de Müslüman erkekler ve kadınlar arasındaki en önemli ortak temeldir. Hayattaki her problemle başa çıkmak için kullandıkları başvurdukları şey budur. Aksi halde namaz, salihlik, din, Allah ve ahiret evli kimselerin ortak değerleri değilse, bir takım olarak nasıl çalışabilirler ki? Hayattaki zor meselelerde nasıl karar verecekler? Bu yıl hacca gidecek miyiz, gitmeyecek miyiz? Hac için para biriktirmeye başlayacak mıyız? Evde namaz için bir yer ayıracak mıyız? Çocuklarımızı hangi okula göndereceğiz? Bir müslümanın hayatında ve yaşamındaki tüm işleri dininden ayrı düşünülemez. Allah da burada her şeyden önce salihliği seçmenin önemini vurguluyor.

Salih kadını aramak: Eş seçiminde dört özellik

Şimdi bu konudan, evlilikte salih erkeği ve salih kadını aramaktan bahseden en meşhur iki rivayete bakalım. Salih kadın arayışına için en meşhur hadis şudur:

تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لِأَرْبَعٍ: لِمَالِهَا، وَلِحَسَبِهَا، وَجَمَالِهَا، وَلِدِينِهَا، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ"Kadın dört şey için nikâhlanır: Malı, soyu (hasebi), güzelliği ve dini için. Sen dindar olanı elde etmeye bak, ellerin bereket bulsun."
— Buhârî, Nikâh 15 (5090); Müslim, Radâ 53 (1466)

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) burada insanların genellikle neler için evlendiğinden bahseder ancak bunları bizzat teşvik etmez. Bunlar sadece insanların gündelik seçimlerinde kadınlarda aradıkları dört özelliktir. Kadınlar genellikle bu dört özellikten biri için evlenilir, buyurdu. Nelerdir bunlar? Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sonra Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bunlara yorum yapıyor: "Dindar olanı elde edin ki elleriniz bereket bulsun, başarılı olun."

O halde, şimdi bu dört özelliğe yakından bakacak olursak:

Birincisi: Malı. İnsanların evlenecekleri kadınları seçme yöntemlerinden biri zenginliktir. Gerçekten de varlıklı insanlar evlenmek için kendileri gibi varlıklı insanları arama eğilimindedir. Dinimiz de bir ölçüde insanları benzer sosyoekonomik geçmişe sahip kişilerle evlenmeye teşvik eder; bunda bir sakınca yoktur. Özellikle aşka dayalı bir evlilikse, başlangıçta bu pek anlaşılmayabilir ve taraflar: "Bu kişinin zengin mi fakir mi olduğu umurumda değil, hiç önemi yok, birlikte olsak yeter.", diye düşünebilirler. Bu anlaşılabilir bir şeydir; ama bu farklılıklar genellikle hayatın ilerleyen dönemlerinde sinsice ortaya çıkar. Maddelerin ilki budur. İnsanlar kadınlarla malları için evlenir; bu ölçütlerden biri olarak görülür ve kültürlere göre önemi değişebilir.

İkincisi: Soyu. Hasep ve nesep 2 farklı kelimedir. Arapça bazen bu kelimeleri birbirlerinin yerine kullanırız. Soy kütüğünden, kişinin nereden geldiğinden ve atalarından bu iki kelimeyi de kullandığımız olur.Burada; hadis ise yalnızca "haseb" olarak bahseder. Nitekim, bu iki kelime arasında farklar vardır. Bu farklardan biri şudur: "Neseb" bir kişinin atalarına işaret eder. Sen falanın oğlu falanın oğlu falansın; bu senin nesebindir, denir. Bazı kültürler neseplerinin çok farkındadır; mesela Somaliler, ya da Yemenliler, Suudiler bu konularda daha hassastır. Atalarının farkındadırlar ve bazıları için kendi soyunun dışından bir kimse ile evlenmek çok zordur. İşte, bu neseptir. "Haseb" ise daha çok atalarının neyi başardığıyla ve ne yaptıklarıyla ilgilidir. "Ben şu kralın, şu savaşçının, şu peygamberin oğluyum" dersin; buna haseb denir. İnsanların fıtratında da, yüksek hasebe sahip bir kişiyle evlenme, ve o ailenin bir parçası, bir uzantısı olma eğilimi vardır. Bunda bir tür fazilet de olabilir ve bu da kültürden kültüre değişir.

Üçüncüsü: Güzelliği. Bunu açıklamamıza pek gerek olduğunu sanmıyorum. Bu fıtrî bir meseledir, herhalde bütün kültürlerde de ortak olan bir şeydir. Ancak bu iyi bir ölçüt ve uzun vadeli bir strateji midir? Tartışmaya açık. Bütün evliliğini estetiğe bağlamak... Peki, o estetik azalmaya başladığında ne olacak? Bir insanın yüzünün ne kadar değişebileceği bizleri hep şaşırtır; en yakışıklı, en güzel yüz bile kötü bir günde gerçekten kötü görünebilir.

İnsanlar güzellik arayabilir, bunda bir sakınca yoktur. Hatta biz de "kör randevu" türünden şeylerle evlenmekten men edildik; buna izin yoktur. Gitmen ve onu görmen gerekir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de bunu söylemiş ve "Git ve ona bak" demiştir:

انْظُرْ إِلَيْهَا، فَإِنَّهُ أَحْرَى أَنْ يُؤْدَمَ بَيْنَكُمَا"Ona bak; çünkü bu, aranızda sevgi ve uyumun devam etmesine daha elverişlidir."
— Tirmizî, Nikâh 5 (1087); Nesâî, Nikâh 17 (3235); İbn Mâce, Nikâh 9 (1865). Benzer emir için bk. Müslim, Nikâh 74 (1424).

Buradaki bakış, izin verilmiş bir bakıştır. Ancak bu uzun vadeli bir strateji midir? Bu kişi yüzünün yapısını değiştiren bir hastalığa yakalanırsa ne olur? Bu kişi yaşlanırsa, estetik solmaya başlarsa ne olur? Bu kişi bir trafik kazası geçirir de görünüşü değişirse ne olur? Sevgi yine de orada kalır mı? Bağlılık ve sadakat hâlâ bulunur mu?

Aynı şey bir kadınla parası için evlenmek için de söylenebilir. Bugün borsa, kripto paralar, saadet zinciri düzenleri gibi şeyler varken paranı bir gecede kaybedebilirsin. Bu durumlarda da sevgi ve bağlılık kalır mı, düşünülmesi gerekir.

Yine aynı şey birisiyle soyu için evlenmek için de söylenebilir. Şeriat bu meseleleri umursamayın ve silin demiyor; ama senin için önem hiyerarşinde ilk sırada ne geliyor? Neyi önceliyorsun? Evet, yüksek mertebeli, soy kütüğü iyi bir ailenin parçası olmak isteyebilirsin ama unutma ki hayatının oldukça geç bir döneminde şunu söyleyen kişilerden olabilirsin: "Karım ya da kocam şu büyük şahsiyetin oğlu, şu büyük şahsiyetin kızı ama hiç de öyle biri gibi değil." Bu durumda da sonunda elinde kalan tek şey, "Hiç değilse falanın torunu" demek olur ki bu da, uzun vadeli bir evlilik için iyi bir reçete değildir.

Dördüncüsü: Dini. Bu maddelerden sonra geriye ne kalıyor? Dördüncü özellik, kadının dini. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) onu listenin en sonunda zikretmesi de hayret verici: "İnsanlar dini için de evlenir; bu da sonuncusudur" gibi. Sanki bunun, çoğu insanın bir kadında arayacağı son şey olduğunu belirtir. Ardından da şöyle der: "Fazfer bi-zâti'd-dîn", Siz dindar olanı elde edin.

"Dindar olanla evlenin" ya da "salih kadını seçin" demedi. Ne dedi? "Fazfer", yani onu elde et, onu kap. Bu kelime, kelimenin tam anlamıyla, bir hedefe en hızlı ulaşanın sen olduğun bir yarışmayı ifade eder. Bir ödül vardır; pek çok el o ödülü kapmak için uzanmaktadır. Sen de onu kapmak için koşar ve yarışmadaki herkesi geçersin; böylece o ödülü ele geçirmiş olursun. Demek ki Rasulullah şöyle diyor aslında: Onun peşinden koş, onu ele geçir, onun için yarış; ve başarıya er. İnsanların listenin en altına koyduğu o salihlik özelliğini, sen listenin en üstüne koy; başarıya ulaş.

Salih erkeği aramak: Dini ve ahlâkı

Bir kocayı seçme ölçütüne gelince de aslında aynı şey geçerlidir. İmam Tirmizî'nin Câmi'inde rivayet ettiği meşhur hadiste Peygamber şöyle buyurdu:

إِذَا خَطَبَ إِلَيْكُمْ مَنْ تَرْضَوْنَ دِينَهُ وَخُلُقَهُ فَزَوِّجُوهُ، إِلَّا تَفْعَلُوا تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ عَرِيضٌ"Dininden ve ahlâkından razı olduğunuz biri size (kızınızı istemek için) dünürlüğe gelirse onu evlendirin. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur."
— Tirmizî, Nikâh 3 (1084); İbn Mâce, Nikâh 46 (1967)

Yani, biri sana kızını istemeye gelirse ve sen onun dininden, ahlâkından razıysan, onu kızınla evlendir. Tavsiye budur: Onu kızınla evlendir. Bunu yapmazsan yeryüzünde yaygın bir fitne ve bozgunculuk olur. O halde diğer bir deyişle, kızlarını evlendirirken erkeklerde bu iki özelliğe artık değer vermeyen bir toplum ortaya çıkarsa, bu o toplumun çöküşünün başlangıcı olur, fitne ve bozgunculuk gerçekleşir.

Bu hadiste önceki hadise nazaran bir şeye dikkat edin, ek olarak ahlâktan da bahsedilmiş. Rasulullah kadınlardan bahsederken yalnızca "Dindar olanı elde et" buyurmuştur. Buradaki gibi, "Dindar ve güzel ahlâklı olanı elde et" dememiştir. Oysa, şüphesiz bu da önemlidir. Ancak söz konusu erkek olduğunda, "Dininden ve ahlâkından razı olduğunuz kişiyi seçin" şeklinde buyurdu. Salih bir kocanın tarifine neden ahlâk özelliği eklendi? Çoğu evlilikte kadın, erkeğe göre daha savunmasız bir konumdadır. Dolayısıyla Allah'ın ona verdiği bu emaneti kötüye kullanmaması için erkeğin üzerine güzel ahlâklı bir insan olma konusunda daha büyük bir görev düşer. Bu yüzden "Dininden ve ahlâkından razı olduğunuz biri size gelirse..." şeklinde, ahlaktan da bahsedilir.

İşte bu hadisler, sağlıklı bir İslami evliliğin temelini oluşturan iki temel rivayettir. İnsanların ileride sorduğu pek çok meseleyi bunlar çözer, pek çok soruyu da cevaplar.

Dünyevî ölçütte katı, dinde gevşek davranmak

Size bir örnek vereyim. Bir erkek, bir kadına velîsi, anne babası ve vasisi aracılığıyla evlenmek için gidiyor ve kızlarını istiyorlar. Ona sordukları ilk soru, çoğu zaman ne olur? Ne sorarlar? "Okuyor musun? Çalışıyor musun? Gelirin ne?" Bunlar geçerli sorulardır. O da şöyle diyor: "Şuan çalışmıyorum ama deniyorum. Okudum, iş arıyorum, ekonomideki zorluğu biliyorsunuz, Covid'den yeni çıktık, yoluna girmek üzere inşallah." Ve sonuç, kesin ret: "Evine git, bir daha da gelme." diyorlar.

Sonra başka biri geliyor. Maşallah iyi bir geliri var, hatta öyle ki üzerine kayıtlı bir iki evi dahi var. Böyle olunca, kız tarafı kabul etmeye baştan hazır. Hatta sonra namaz kılmadığını öğreniyorlar ve "Merak etme, inşallah ben ona öğretirim, Allah ona hidayet eder. Neden bu kadar kötü düşünüyorsun? Allah ona hidayet eder" diyorlar.

Demek ki iş dünyevî bir ölçüte gelince çok katıyız, yerimizden kıpırdamıyoruz; ne istediğimiz konusunda çok netiz, ve esneklik göstermeyiz. Ama iş dine gelince çok rahatız. Sonra da Müslümanların evlilik hallerinin neden bu kadar karmakarışık olduğunu hep merak ederiz. Evliliklerinin birkaç yıl sonrasında bu adamın neden karısına el kaldırıp şiddet uygulamaya başladığını, onu terk ettiğini ya da ona bir şekilde zarar verdiğini merak ederiz. Çünkü hayattaki temel kuralı unutmuşuzdur: Bir insan Allah'a ibadet etmeye yanaşmıyorsa, Allah'ın bile bedeni üzerindeki hakkını ödemiyorsa, aynı kişinin kızına bir eş olarak hakkını vereceğini nasıl düşünebilirsin?

Aceleye gelmiş evlilikler

İkinci bir senaryo da şudur: Evlenirler ama bu ani bir dürtüyle yapılmış bir evliliktir. "Hemen şimdi, bugün, bu saat, bu saniye evlenmem lazım" türünden, aceleye gelmiş bir şekilde olmuştur.

"Hayatın ilerleyen dönemlerinde neler olabilir?" gibi doğru soruları sormadıkları; yeterince istişare etmedikleri, istihare namazı kılmadıkları, geçmişlerini araştırmadıkları, geleceği planlamadıkları, din konusunda araştırma yapmadıkları için bu duruma düşerler. Sadece "Harama düşmek istemiyoruz, bu yüzden evlenmemiz lazım" türünden hızlı bir şekilde evlenmişlerdir. Peki sonra ne oluyor? Karı ya da kocadan biri tövbe edip yolunu değiştirmeye ve dinini yaşayan bir Müslüman olmaya karar veriyor. Nitekim İslam çok çekicidir; er ya da geç insanlar dinlerine geri dönerler, çünkü İslam güzeldir ama diğer eş aynı yolu izlemek istemez ve birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar.

Bu neden olur? Çünkü "Aranızdaki salih olanlar" ilkesini uygulamamışlardır. Ani bir dürtüyle yapılmış bir evliliktir: "Hocam çabuk, acele et, harama düşmeden beni evlendir." diye düşünmüşlerdir. Zinaya düşmek istememeleri asil bir şeydir; bu evlilikle kendilerini zarardan korumuşlardır ama on yıl, on beş yıl, yirmi yıl sonrasını düşünmemişlerdir. Özellikle de çocukların olduğunda. Çok konuşmamışlardır ve şimdi de hayatta farklı vizyonları vardır, bu durumda da evliliğin devam edip etmeyeceğini yalnız Allah bilir.

Bu yüzden, bir evliliğe girmeden önce olgun, akıllı, aklı başında olmanın, doğru soruları sormanın, doğru araştırmayı yapmanın ve elinden geldiğince ani bir evliliğe ihtiyaç duyacağın bir durumdan kaçınmanın değerini görüyor musunuz?

Salih bir erkek ve salih bir kadın neye benzer?

Bir sonraki ilkeye geçmeden önce çok önemli bir noktaya değinmek gerekiyor: Salih bir erkeğin ve salih bir kadının neye benzediğine dair yaygın bir yanlış anlamayı düzeltmek. Ne yazık ki birçoğumuz, özellikle de gençler, bu konuda oldukça yüzeysel düşünüyoruz. Pek çoğumuzun gözünde salih kadın, sadece tam bir abaya giyen ve yüzü örtülü olan kadındır: "İşte salih kadın, işte hayalimdeki eş."

Burada kısa bir parantez açalım: Hiç kimse tesettürün önemini küçültüp onun dinden olmadığını söyleyemez. Tesettür dinin bir parçasıdır ve kimse bunu küçümseyemez. Yani "Şu tesettürlü kızı tanıyorum ama tam bir felaket; o halde benim tesettüre girmeme gerek yok, onun ne işine yaradı ki?" gibi bir mantığın içinde değiliz. Tesettürün de, avret yerini örtmenin de dinden olduğunu söylüyoruz; bu söz çarpıtılmamalı.

Ancak salih kadın anlayışını yalnızca bununla sınırlandırmak bir hatadır. Çünkü o tesettürün arkasında ne olduğunu da bilmek gerekir. Ya o kadın bir koğucuysa, bir iftiracıysa? Aileden aileye, kişiden kişiye dolaşıp insanlar arasında bozgunculuk ve yalan haber yayıyorsa? Ya kadınları kocalarını terk etmeye kışkırtıyor, insanları birbirine düşürüyorsa? Ya arkadan bıçaklayan biriyse, sözleri çirkinse? Ya kocasına ya da sevdiklerine nasıl şefkat göstereceğini bilmiyorsa? Ya bir aile kurup çocuk yetiştirmeye hiç ilgisi yoksa? Ya bulunduğu ortama göre renk değiştiren bir bukalemunsa; salih insanlarla birlikteyken salih, arkadan vuranlarla ve iftiracılarla birlikteyken de tıpkı onlar gibiyse? Sırf tesettürlü olduğu için böyle biri salih bir kadın mıdır? Hayır; bu ancak tesettüre bürünmüş bir şeytandır.

İbadeti çok, dili kötü olan kadın

Bu yüzden Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) iki kadın hakkında soru sorulmuştu:

قَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ فُلَانَةَ يُذْكَرُ مِنْ كَثْرَةِ صَلَاتِهَا وَصِيَامِهَا وَصَدَقَتِهَا، غَيْرَ أَنَّهَا تُؤْذِي جِيرَانَهَا بِلِسَانِهَا. قَالَ: هِيَ فِي النَّارِ. قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَإِنَّ فُلَانَةَ يُذْكَرُ مِنْ قِلَّةِ صِيَامِهَا وَصَدَقَتِهَا وَصَلَاتِهَا، وَإِنَّهَا تَصَدَّقُ بِالْأَثْوَارِ مِنَ الْأَقِطِ، وَلَا تُؤْذِي جِيرَانَهَا بِلِسَانِهَا. قَالَ: هِيَ فِي الْجَنَّةِBir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Falanca kadının namazının, orucunun ve sadakasının çokluğundan bahsediliyor; ancak diliyle komşularına eziyet ediyor" dedi. Peygamber: "O cehennemdedir" buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Falanca kadının da orucunun, sadakasının ve namazının azlığından bahsediliyor; sadaka olarak kurutulmuş peynir parçaları veriyor, fakat diliyle komşularına eziyet etmiyor" dedi. Peygamber: "O cennettedir" buyurdu.
— Ahmed b. Hanbel, Müsned (9675); Buhârî, el-Edebü'l-Müfred (119); İbn Hibbân, Sahîh (5764); Hâkim, el-Müstedrek (7304)

Birinci kadın gündüzleri oruç tutuyor, bol bol sadaka veriyor, çokça ibadet ediyordu; tek kusuru sözleriyle komşularına zarar vermesiydi. Rasulullah onun için "O cehennemdedir" buyurdu. Sonra diğer kadını sordular: Bu kadın sadaka olarak sadece kurutulmuş peynir parçaları veriyordu, ama sözleriyle kimseye zarar vermiyordu. Onun için de "O cennettedir" buyurdu.

Peki, o halde salihlik nedir? Elbette hem dini güzel hem de tesettürüne dikkat eden bir kadın nur üstüne nurdur. Ancak salihlik bundan ibaret değildir. Salihlik aynı zamanda insanlara güzel muamele etmek, kalbi temiz tutmak, dilini insanlara zarar vermekten alıkoymak ve kendi işine bakmaktır.

Peki ya salih erkek? Salih bir erkek neye benzer? Sadece bakımlı bir sakalı, başında bir takkesi ya da sarığı olan ve belki şurada burada konuşmalar yaptığı bir platformu olan kişi midir? Bunlar belki salihliğin bir parçasıdır, ama salihlik sadece bundan mı ibarettir?

Bu kişinin sarığının ve cübbesinin arkasında, kapalı kapılar ardında neler yaptığını biliyor musun? Evinde haram ilişkiler yaşamadığını nereden biliyorsun? İnsanlar hakkında kötü düşünmek istemeyiz, ama gerekli araştırmayı yaptın mı? Yoksa her şey "Lütfen benimle evlen, sen çok salihsin" diye atılan bir mesajdan mı ibaret? Peki ya maddi durumu? Parasını nereden kazanıyor? Görünüşte salih olup mescitten çıktıktan sonra çevresine uyuşturucu satan nice insan vardır. Mescitlerdeki kardeşler bunu bana sıkça anlatır. Ön safta duran bazı kimselerin kapalı kapılar ardında neler yaptığını bilseniz şaşırırdınız.

Ya da bu kişi annesiyle babasıyla nasıl? "Namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, ilim tahsil ediyorum, maşallah her şey yerli yerinde. Evet, babamla konuşmuyorum ama..." Bu nasıl bir din anlayışıdır? Bu ne biçim bir aldatmacadır? Babasıyla konuşmayan, "Annemle aram bozuk" diyen biri hangi dine uyuyor? Üstelik insanlar onun için "Vallahi dinini yaşıyor" derler. İşte bu yüzden şunu sormak gerekir: Dindar bir erkek ve dindar bir kadın gerçekte neye benzer?

Salihlik ölçütü neyi gerektirmez?

Bunu ortaya koyduktan sonra şu soruyu sormamız gerekiyor: Salihlik ölçütü neyi gerektirmez? Salih bir erkek ya da salih bir kadın aramamız gerektiğini gördük. Peki, salihlik ölçütü neyi gerektirmez, neyi kapsamaz?

Buna geçmeden önce kısa bir giriş yapalım ve konuya menhecî, yani yöntemsel bir açıdan bakalım. Müslüman dünyanın bazı kesimlerinde söylemimizin çok sınırlı, çok dar, siyah-beyaz ve kısmi olduğu bir problemimiz var. Belli bir konuyu çalışmak istediğimizde sadece bir avuç hadis alıyoruz; bazen tek bir hadis, bazen de bir hadisin sadece bir kısmını. Sonra bunun üzerine bütün bir dünya görüşü inşa ediyoruz ve bu görüş, davet ettiğimiz bir şeye, hatta kimliğimizin bir parçasına dönüşüyor.

Oysa tam bir İslami bakış açısı ortaya koymak için bütün geleneği taramak gerekir. Sadece bir iki ya da bir avuç hadise değil, bütün kaynaklara bakmak; ancak bundan sonra bir konu hakkında İslami bir görüş oluşturmak gerekir. Bu, sünnet ve bid'at konusu için de, yöneticilere itaat konusu için de, her konu için geçerlidir. Bir meseleyi tartışmak istediğinde bütün literatürü taraman gerekir: Kur'an'ı, icmâ meselelerini, bağlamı, hükmün dayandığı illeti (menât) ve benzerlerini. Görüşünü ancak bundan sonra ortaya koyabilirsin. Aksi halde kısmi, sınırlı ve siyah-beyaz bir bakış açısıyla konuşursun ve görüşün tutarlı olmaz.

Bunu neden söylüyoruz? Çünkü birçoğumuz evlilik hakkında konuşurken bu düşünce biçiminin kurbanı oluyoruz. Bir hadis ya da bir avuç hadis alıp evlilik algımızı bunların üzerine kuruyoruz ve sonunda çarpık bir sonuca varıyoruz. Örneğin bazıları şöyle diyebilir: "Üçüncü ilke açık: Salih olanla evlenmeliyiz. Kur'an'a da baktık, sünnete de; bu erkek ya da kadın salih olduğu sürece başka hiçbir şeyin önemi yok." Oysa bize salihliği aramamızı söyleyen din, salihlikle birlikte başka şeyleri de aramamızı söylemiştir. Ta ki resim tamamlansın ve hayatımızın ilerleyen dönemlerinde dövünüp "Salih biriyle evlendim ama şu sonuca bak" demeyelim. Böyle düşünen biri, tek bir hadisi, tek bir bakış açısını alıp geri kalan her şeyi görmezden gelmiş olur.

O halde soruyu tekrar soralım: Salih biriyle evlenmek neyi gerektirmez? Birkaç örnek üzerinden bakalım.

Birinci örnek: Kültür önemsiz değildir

Salih biriyle evlenmek, kültürün önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bazıları şöyle der: "Salih erkek, salih kadın; salih olduğu sürece bu kişinin nereli olduğunun hiçbir önemi yok." Evet, salihlik esastır; ama İslam denkliği (kefâeti) ve uyumu da İslami bir mesele olarak dikkate alır. Çoğumuz görmüşüzdür: Farklı kültürlerden gelen insanlar, birbirleriyle evlenmeleri yasak olmasa da, zamanla bir kültür çatışması yaşayabilir ve bu da ileride sorunlara yol açabilir.

Zeyneb bint Cahş'ı düşünelim. Sahabeden Zeyd b. Hârise ile evlendi, ancak daha sonra araları bozuldu. Neden? Bir din problemi mi vardı? Hayır, ikisi de dindardı; onları bu konuda itham edemeyiz. Ama aralarında bir kültür farkı vardı; iki farklı sosyoekonomik çevreden geliyorlardı ve sonunda boşandılar. Üstelik ikisi de sahabeydi. Demek ki salihlik, kültürün bir kenara atılmasını gerektirmez.

İkinci örnek: Hayatta başarısız olmak mazur görülmez

İkinci olarak, salih biriyle evlenmek, bu kişinin hayatta başarısız olmasının mazur görüleceği anlamına gelmez. Diyelim ki kız kardeşin biriyle evlenmek istiyor ve "Maşallah, çok salih biri" diyor. Sen de soruyorsun: "Ne iş yapıyor?" Cevap: "Vallahi hiçbir şey, ama ilmi var." Oysa sana salih bir adamla evlenmeni tavsiye eden din, aynı zamanda biraz parası olan ya da henüz olmasa bile en azından kendisi ve ailesi için iyi bir gelir elde etmeye çalışan bir adam aramanı da söyler.

Ama yine de "Sorun değil, o salih" denir. Oysa adam günde on saat uyuyor, sosyal yardımdan çıkmak istemiyor; tembel ve kendini geliştirmeye, yeni bir meslek ya da zanaat öğrenmeye hiç niyeti yok. Buna rağmen "O salih" denir. Bu, ancak kişinin kendisine zarar vermesiyle sonuçlanır.

Nitekim Fâtıma bint Kays, Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip "Ey Allah'ın Resulü, iki adam bana evlenme teklif etti" dediğinde, Rasulullah "Kimler?" diye sordu. O da "Ebû Cehm ve Muâviye" dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ona bu tekliflerin ikisini de kabul etmemesini söyledi:

أَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَلَا يَضَعُ عَصَاهُ عَنْ عَاتِقِهِ، وَأَمَّا مُعَاوِيَةُ فَصُعْلُوكٌ لَا مَالَ لَهُ، انْكِحِي أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ"Ebû Cehm'e gelince, o sopasını omzundan indirmez. Muâviye'ye gelince, o malı olmayan fakir biridir. Sen Üsâme b. Zeyd ile evlen."
— Müslim, Talâk 36 (1480). Başka bir rivayette: "وَأَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَرَجُلٌ ضَرَّابٌ لِلنِّسَاءِ" "Ebû Cehm ise kadınları çok döven bir adamdır." (Müslim, Talâk 47 (1480))

Yani Ebû Cehm sopasını hep omzunda taşır; bunu açıklayan başka bir rivayete göre o, kadınları çok döven biridir. Bu yüzden Rasulullah, ona zarar vereceği için onunla evlenmemesini tavsiye etti. Muâviye ise yoksuldu, hiç malı yoktu; onunla da evlenmemesini söyledi.

Bu, "Alfa erkek olmalısın, büyük bir gelirin olmalı" türünden aşırılıkçı bir söylem değildir. Sadece şunu söylüyoruz: Tembel olma ve bir gelir elde etmek için çabala. Evlenilecek erkek böyle olmalı. Aynı zamanda salih de olmalıdır. Salihlik, bu tür şeylerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Üçüncü örnek: Kızının evliliğini geciktirmek için bir bahane değildir

Üçüncü örnek ise şudur: Salih eş ölçütüne uymak, bir babanın, salih bir talip gelmedi diye evlenmeye istekli kızını bekletmesini mazur göstermez. Baba "Hayır, hadis salih bir adam olması gerektiğini söylüyor" der. Öte yanda kızı evlenmeyi bekliyor, hatta evlenmeye can atıyor. Gençliğinin son yıllarına yaklaşıyor ve treni kaçıracağından korkuyor. Belki de kimsenin onu istemediğini hissettiği için ruh sağlığı bozuluyor. Babası ise hâlâ "Hayır, salih bir adam olmalı" diyor.

İşte burada bazı tavizler vermek gerekebilir. Evet, dinî tavizler; hem de kızın dinini korumak için. Elbette bu tavizler makul ölçüler içinde olmalıdır. Diyelim ki kızın için kafanda belli bir erkek imajı var ve öyle biri gelmiyor. Ne olacak? Kızını evlenmeden mi bırakacaksın?

Mesela bir talip geliyor ama sakalı tıraşlı. Sen yüzünde sakalı olan birini istiyordun; ne yapacaksın? Ya da namaz kılan ama mescide gitmeyen, bu konuda tembel biri geliyor. Mescit evinin hemen yanında olduğu halde namazını evde kılıyor. Bu yüzden kızının evliliğini geciktirmeye devam mı edeceksin? Ya da sigara içen biri geliyor. Bu kadar katı olmak gerekir mi? Burada yapılması gereken, kızın dinini korumak için bir değerlendirmedir ve bu, şeriatın makâsıdına, yani yüce gayelerine de uygundur. O yüzden dine karşı siyah-beyaz, tek yönlü bir görüş geliştirmemek gerekir; aksi halde dindeki diğer bütün önemli meseleleri hesaba katmaz hale geliriz.

Dördüncü örnek: Sevgi dolu olmak da dindendir

Dördüncü örnek: Salih biriyle evlenmek, eşin sevgi dolu olmamasının mazur görüleceği anlamına gelmez. Bazıları "Eşimin sevgi dolu biri olmasına ihtiyacım yok" diyebilir. Ama bazıları da şöyle diyebilir: "Sabah kalktığımda bana günaydın bile demiyorsa, 'Nasılsın?' diye sormuyorsa, namazının bana ne faydası var? Namazı kendisi için; Allah ona cennet versin, ama bunun bana faydası ne?" Aynı şey tersi için de geçerlidir.

Salih bir kadınla evlen diyen din, aynı zamanda şunu da söyler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

خَيْرُ نِسَائِكُمُ الْوَدُودُ الْوَلُودُ الْمُوَاتِيَةُ الْمُوَاسِيَةُ، إِذَا اتَّقَيْنَ اللَّهَ"Kadınlarınızın en hayırlısı; çok sevgi gösteren, çok doğurgan olan, (kocasıyla) uyumlu olan ve (sıkıntısında) onu teselli edendir; (tabi ki) Allah'tan korktukları takdirde."
— Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ (7/82); Elbânî, es-Silsiletü's-Sahîha (1849)

Yani kadınlarınızın en hayırlısı; sevgi dolu, çocuk doğuran, kocasıyla uyumlu olan ve sıkıntıdayken onu teselli eden kadınlardır; tabi Allah'tan korktukları takdirde. Bu, bu özelliklere sahip olmayanların kötü olduğu anlamına gelmez. Hadis, bunlara sahip olanların en hayırlılar, yani en tepedekiler olduğunu söyler; Allah'tan korktukları sürece. Demek ki sevgi dolu ve şefkatli olmak da dindar olmanın bir parçasıdır. O halde neden ya biri ya diğeri olsun ki?

İşte bunlar, salihlik ölçütünün dışlamadığı şeylerdir. Amaç, dinimize bütüncül bir yaklaşımla bakabilmektir.

Salih bir eşi hayatına nasıl çekersin?

Dördüncü ilkeye geçmeden önce son bir başlık daha var: Bu ilkenin hikmetini hayatımıza uygulamak için pratik öneriler. Allah bize "erkeklerinizden ve kadınlarınızdan salih olanları" evlendirmemizi emrediyor. Peki, hayatımıza salih bir talibi, salih bir eşi nasıl çekebiliriz? Bunun için üç kısa öneri var.

Birincisi: Dua. Dua edersen, inşallah Allah en hayırlı eşi senin yoluna çıkaracaktır. Zaten evliysen de Allah evliliğinin bereketini ve zenginliğini artıracaktır. "Bu dua hangisi?" diye sorarsan, Allah kulları hakkında şöyle buyuruyor:

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا"Onlar, 'Rabbimiz! Bize gözümüzü aydın kılacak eşler ve nesiller bağışla. Bizi takva sahiplerine önder yap' derler."
— Furkân Suresi, 25:74

Yani "Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözlerimizin serinliği olacak kimseler bağışla." "Kurretü a'yün" ifadesini "gözlerimizin serinliği" diye tercüme ediyoruz; çünkü "kurr" kelimesi soğuk olan bir şey anlamına gelir. Mutluluk gözyaşının soğuk, keder gözyaşının ise sıcak olduğu söylenir. Yani bu duayla "Bize gözlerimizin serinliğini, mutluluğun serinliğini, huzuru ver" demiş oluruz.

Bazı âlimler ise buradaki kelimenin "karar" kökünden geldiğini, yani yerleşen, kalan, bir şeye sabitlenen anlamına geldiğini söyler. Buna göre mutlu olduğun için gözlerin eşinin ve çocuklarının ötesine bakmaz; gözlerin onlara sabitlenmiştir.

Duadaki sıralamaya da dikkat edelim: Önce "Bize eşlerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı bağışla", sonra "Bizi takva sahiplerine önder yap" denir. Bu neden ikinci sırada gelir? Sanki şu kastedilmektedir: Takvada bir örnek olmanın zevki, ancak onu paylaşacağın bir eşin ve çocukların varsa tam olarak yaşanabilir. İşte birinci öneri budur: Dua.

İkincisi: İstihare. Allah'a danışmak demek olan istihare namazını nasıl kılacağını öğren. Bir talip gelmeden önce de, geldiğinde de Allah'a danış. Bunun için bir rüya görmen gerekmez. İstihareyi yapabildiğin kadar tekrarla; kalbinde bir şey hissedebilirsin de, hissetmeyebilirsin de. Sonra kararını ver ve o kararın, Allah'ın senin için dilediği karar olduğundan emin ol.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Zeyneb bint Cahş'a evlenme teklif ettiğinde Zeyneb şöyle demişti:

مَا أَنَا بِصَانِعَةٍ شَيْئًا حَتَّى أُوَامِرَ رَبِّي، فَقَامَتْ إِلَى مَسْجِدِهَا"Rabbime danışmadıkça hiçbir şey yapacak değilim." Ve kalkıp namaz kıldığı yere gitti.
— Müslim, Nikâh 89 (1428)

Rabbine danışmadıkça hiçbir şey yapmayacağını söyledi ve kalkıp namaz kılmaya başladı. Üstelik bu teklif Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) geliyordu! İşte ikinci öneri budur.

Üçüncüsü: İstişare. Referans iste. Burada çevrimiçi evlilik sitelerini kullananlar için kısa bir uyarıda bulunalım; bu siteleri tamamen reddetmek gerekmez. Ama dikkatli olmak gerekir; çünkü internetin doğası anonimliğe elverişlidir ve insanların kendilerini olduklarından farklı tanıtması çok kolaydır. Biri seni istemeye gelirse ya da birbirinizle ilgileniyorsanız referans isteyin. İlk görüşmenin büyüsüne kapılıp karar vermeden önce gerekli özeni gösterdiğinizden, kontrollerinizi ve araştırmanızı yaptığınızdan emin olun. Hatta bu kontrolleri ve araştırmayı ilk görüşmeden çok önce yapın.

İşte üçüncü ilke budur.

Dördüncü İlke: Erkek, Kız Gibi Değildir

Dördüncü ilke, Kur'an'ın üçüncü suresi olan Âl-i İmrân suresindeki şu ayettir:

وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنثَىٰ"Erkek, kız gibi değildir."
— Âl-i İmrân Suresi, 3:36

Bu ilkeyi neden evliliğe girmeden önce farkında olunması gereken ilkelerin arasına koyduk? Çünkü erkeğin kadın gibi olmadığını, aralarında farklar olduğunu anlamak gerekir. 21. yüzyılda yaşayan bizler için, evlilik de dahil olmak üzere hayatın pek çok tartışmasında ve söyleminde, bu ayet bundan daha güncel olamazdı.

Ayetin bağlamı: İmrân'ın hanımı

Öncelikle bu ayet daha geniş bir pasajın parçasıdır. Peki, bağlamı nedir? Ayetin bağlamı, Meryem'in annesi, yani İsa'nın (aleyhisselâm) anneannesi, İmrân'ın hanımıdır. Allah bize onun, Kudüs'teki Beytü'l-Makdis'te Allah'a hizmet edecek bir oğlan çocuğu doğurmak istediğini anlatır. Bir oğlan için adakta bulunmuştur, ama doğurduğunun kız olduğunu görünce çok şaşırır ve "Erkek, kız gibi değildir" demiştir. Ayetler şöyledir:

إِذْ قَالَتِ امْرَأَتُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي ۖ إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ۝ فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنثَىٰ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنثَىٰ ۖ وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ"Hani İmrân'ın karısı, 'Rabbim! Karnımdakini, her türlü dünyevî işten azade, sana hizmet edici olarak adadım. Benden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin' demişti. Onu doğurunca, 'Rabbim! Onu kız doğurdum' dedi. Hâlbuki Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir. Erkek, kız gibi değildir. 'Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan sana sığındırırım.'"
— Âl-i İmrân Suresi, 3:35-36

Yani bir kız, mescitte bir oğlanın hizmet edebileceği gibi hizmet edemezdi. Kim yük taşıyacak, kim eşyaları yerinden oynatacak, kim süpürecek, kim insanların arasına karışacaktı? Doğan bir kızdı ve bu yüzden "Erkek, kız gibi değildir" dedi.

Anlaşılmak bir insan ihtiyacıdır

Bu, evlenmeden önce farkında olmamız gereken en önemli noktalardan biridir: Karı ile koca ya da erkek ile kadın arasındaki sadece benzerlikleri değil, daha da önemlisi farkları anlamak. Neden? Çünkü anlaşılmak bir insan ihtiyacıdır. Ailelerde pek çok mesele ortaya çıkar ve bu acının kaynağını sorduğunda neredeyse her zaman şu cevabı alırsın: "O beni anlamıyor." "Biz farklı düşünüyoruz." Oysa bir evliliğe erkek ile kadın arasındaki bazı farklılıkları anlayarak girersek, bunların yaşanması gerekmez.

Bu yüzden en çok satan kitaplara baktığında John Gray'in Erkekler Mars'tan, Kadınlar Venüs'ten kitabını görürsün. Bu kitap neden bu kadar popüler ve neden zamanın sınavından geçebildi? Deborah Tannen'ın Sen Beni Anlamıyorsun (You Just Don't Understand) adlı kitabı da öyle. Bu kitaplar neden kendi dönemlerinde en çok satanlar arasına girdi ve bugün bile popülerler? Çünkü bu kitaplar o acıya, yani anlaşılmak isteme acısına dokunuyor. Bu varoluşsal bir ihtiyaçtır; insanın anlaşılmaya karşı bir açlığı vardır. Bu kitapların bu kadar çok satmasının sebebi de budur.

Benzerlikler ve farklılıklar

Dolayısıyla evliliğe hazırlanmanın bir parçası da şunu anlamaktır: Erkekler ve kadınlar arasında sadece benzerlikler yoktur. Dinimiz bu benzerlikleri kabul eder: İnsanlıkta birbirimize eşitiz. Erkek ve kadın olarak manevi açıdan da, Allah'a ulaşmada da eşitiz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا النِّسَاءُ شَقَائِقُ الرِّجَالِ"Kadınlar ancak erkeklerin eşleri, (yaratılışta) kardeşleridir."
— Ebû Dâvûd, Tahâret 94 (236); Tirmizî, Tahâret 82 (113)

Yani kadınlar, erkeklerin ikiz yarılarıdır. Evet, birçok açıdan benzer olduklarını kabul ediyoruz. Ama dinimizin ne kadar dinamik ve incelikli olduğuna bakın: Bazı açılardan farklı olduklarını da söyler. Erkek, pek çok açıdan kadın gibi değildir.

Peki, bu farklılıklardan bazıları nelerdir? Dinimiz bu farklılıkları hükümlerde de kabul eder. Bu yüzden erkekler ve kadınlar için hükümlerin farklı olduğunu görürüz: Süs eşyalarında, genel olarak kıyafette, mirasta, mali yükümlülüklerde, cinsiyet rollerinde, cihadda, namazda, oruçta ve çocuğun velayetinde. Allah, aralarındaki farklılıkları gözetmek için farklı hükümler koymuştur.

Feminist argüman ve "benzerlere benzer muamele" ilkesi

Ancak feministlerin öne sürdüğü argüman şudur: Bu farklılıklara pek dikkat etmemize gerek yoktur. Birçoğu erkekler ve kadınlar arasında biyolojik, fiziksel, duygusal, nörolojik ve bilişsel farklılıklar olduğunu kabul eder. "Evet, farklılıklar var ama bu büyük bir mesele değil" derler. "Mümkün olan her yerde rollerimiz ve sorumluluklarımız aynı olmalı; cinsiyetler birbirinin yerine geçebilir, bunun hiçbir önemi yok.", derler.

Bu, oldukça mantığa aykırıdır. Büyük bir fark olduğunu kabul ediyor, ama bu farka rağmen muamelenin aynı olması gerektiğini söylüyorsun. Bu durumda hükümler, erkekleri, kadınları ve aralarındaki farklılıkları gözetmemiş olur. İşte bu, feminist hareketin bir başarısızlığıdır. Bu yüzden bizim bu konuada savunmaya geçmemize gerek yoktur. Neden mi?

Eflatun'a atfedilen temel bir ilke vardır: "Benzer şeylere benzer şekilde muamele et." Yani doğası birbirine benzeyen şeylere benzer şekilde, farklı olan şeylere ise farklılıklarını gözeterek farklı şekillerde muamele edilir. Dolayısıyla feministler "Dininiz neden miras, çok eşlilik, savaş ya da mali konularda erkekler ve kadınlar için farklı kurallar koyuyor?" diye sorduklarında, biz de deriz ki: İspat yükü bizde değil, sizdedir. Neden haklı olduğumuzu ispat etmek zorunda olan biz değiliz; neden yanlış olduğumuzu ispat etmek zorunda olan sizsiniz. Çünkü kural, benzer şeylere benzer şekilde, farklı şeylere de farklı şekilde muamele edilmesini söyler. Dinimiz de erkeğin kadın gibi olmadığını söyler ve bu farklılıkları gözetmek için onları hükümlere yansıtır.

Araştırmaların ortaya koyduğu farklılıklar

Bugün gittikçe daha fazla araştırmanın ortaya koyduğu ve erkekle kadının aynı olmadığını gösteren farklılıklardan bazıları şunlardır:

Birincisi, cinsel farklılıklar. Roy Baumeister ve Kathleen Vohs'un bu konuda bir çalışması vardır. Bu çalışma da dahil olmak üzere pek çok çalışma, erkeğin cinsel dürtüsünün kadınınkinden daha sık ve daha yoğun olduğunu gösterir. Araştırmacılar bunu on farklı boyutla destekler ve aksini gösteren başka bir çalışma ya da bulgu olmadığını belirtir. Ekonominin diliyle söylersek, cinsel istek söz konusu olduğunda kadınlar arz, erkekler ise talep tarafındadır. Yani farklıdırlar.

Hormonal farklılıklara gelince, David Handelsman'ın bu konuda akademik bir makalesi vardır. Bu makaleye göre kadınlardaki testosteron seviyesi, erkeklerdekinin onda biri ile yirmide biri arasındadır. Testosteron da büyük ölçüde erkeklerin güç, hız, çeviklik, dayanıklılık ve kas kütlesi gibi alanlardaki fiziksel üstünlüğünden sorumludur. Yani bu konularda da bir fark vardır.

Bilişsel farklılıklar da vardır. Biliş, zekâ demek değildir; beynin nasıl çalıştığı, nasıl düşündüğü demektir. Diane Halpern gibi isimler, erkek ve kadın arasındaki bilişsel farklılıkların büyük ve çok sayıda olduğunu söyler. Halpern'in bir makalesine göre, erkekler ve kadınlar bilişsel bir görevi yerine getirmede eşit şekilde rekabet edebilseler de, kadının adet döngüsünün yumurtlama sonrası evresinde erkekler dikkat alanında kadınlardan daha iyi performans gösterir. Bunun belki de testosterondan kaynaklandığı söylenir; diğer evrelerde ise kadınlar farklı koşullarda erkeklerden daha iyi performans gösterir.

Dolayısıyla biyolojik, iletişimsel, sosyal ve duygusal açıdan farklılıklar vardır. Erkekler ve kadınlar, aklınıza gelebilecek hemen her açıdan birbirinden farklıdır.

Seni mutlu eden, eşini mutlu etmeyebilir

Şimdi bunu evlilik konusuna bağlayalım. Başarılı bir koca olmanın bir parçası, karını mutlu eden şeyin seni mutlu eden şeyle aynı olduğunu varsaymamaktır. Aynı şekilde bir kadın da kocasını mutlu edecek şeylerin illa kendisini mutlu eden şeyler olduğunu varsaymamalıdır. Bu farklılıkları anlamak gerekir ki "Ben sadece iyilik yapmak istemiştim, sadece kibar olmaya çalışıyordum" dediğin bir durumda iş geri tepmesin. Çünkü eşinin beyni seninkinden farklı çalışır. Bununla ilgili bazı örneklere bakalım.

Birinci fark: Temel motivasyon

Bir erkeğin temel motivasyonu nedir? Bir kadının temel motivasyonu nedir? Bunlar oldukça farklıdır.

Bir erkeğin temel motivasyonu, ihtiyaç duyulduğunu ve bir problemi çözmesi gerektiğini hissetmektir: Damlayan bir musluk, değiştirilmesi gereken bir ampul ya da üstesinden gelmesi gereken bir zorluk... Erkeğin buna ihtiyacı vardır. Bir erkeğe ihtiyaç duyulmadığını hissettirmek, onun için yavaş bir ölüm gibidir.

Bir kadının temel motivasyonu ise farklıdır. Onun temel motivasyonu el üstünde tutulmak, sevilmek ve ilgi görmektir. Bu, onun soluduğu oksijen gibidir; bunu alamazsa hayatta kalamaz.

Karı ile koca arasındaki bu iki farkı anlarsan, pek çok problemi ve bu problemlerin neden ortaya çıktığını da anlarsın. Çoğu zaman mesele, sadece davranışın yanlış yorumlanmasıdır.

Örneğin bir kadın üzgün. Evde çocuklarla ya da kayınvalidesiyle bir problem yaşamış ya da dışarıda bir şey olmuş. Koca işten dönüyor ve kadın ona olanları anlatıyor. Adam ne yapıyor? Hemen "tamirci" şapkasını takıp çözümler sunmaya başlıyor: "Şunu yapmalıydın, bunu yapabilirdin...", diye çözümler üretmeye başlıyor. Kadınsa sonunda ne diyor? "Sen hiç umursamıyorsun, beni dinlemek bile istemiyorsun." Adam da "Neden hayatım? Ben sadece senin için düzeltmeye, sana çözüm sunmaya çalışıyordum" diyor. Oysa adam burada durumu anlamamış: Kadın ona çözüm için gelmemişti. Duyulmak, acısının kabul edilmesi ve o anki duygularının onaylanması için gelmişti. O an çözüm istemiyordu. Çözümler sonra da konuşulabilir; o an yapılması gereken sadece dinlemek, başını sallamak ve onun duygularını onaylamaktı.

Aynı şey tersi için de geçerlidir. Bir kadın kocasına istenmemiş bir tavsiye verdiğinde ya da onu eleştirdiğinde, adam bunu nasıl yorumlar? "Yeterince iyi değilim. Artık bana ihtiyaç yok. Başarısız oldum." diye düşünür ve buna dayanamaz. İşte bu yüzden bu tür eleştirilere bu kadar kötü tepki verir. Dolayısıyla bir erkeğin ve bir kadının temel motivasyonunu anlamak, hayatın ilerleyen dönemlerinde de pek çok problemle başa çıkmaya yardımcı olur.

İkinci fark: Temel sevgi ihtiyaçları

Sevgi söz konusu olduğunda da temel ihtiyaçlar farklıdır. Bir erkeğin temel sevgi ihtiyaçları, bir kadının temel sevgi ihtiyaçlarından farklıdır ve bunu evlenmeden önce anlamak gerekir.

John Gray ve diğer araştırmacılara göre bir erkeğin temel sevgi ihtiyacı takdir edilmek, övülmek, teşekkür görmek, cesaretlendirilmek ve kendisine hayranlık duyulmasıdır. Neden? Çünkü bunlar yetkinlikle ilgili şeylerdir ve erkek yetkin olduğunu hissetmek ister. Bir kadının kocasına "Seni seviyorum" demesinin yolu da budur.

Bir kadının temel sevgi ihtiyaçlarına baktığımızda ise araştırmalar bunun farklı olduğunu söyler. Kadının temel sevgi ihtiyacı el üstünde tutulmak, kendisine bağlı bir kocaya sahip olmak, güvende hissettirilmek ve ilgi görmektir.

Sorun şu ki eşler birbirlerine sevgilerini ifade etmek isterken bunu karşı tarafın sevgi dilinden değil, kendi sevgiyi anlama biçimlerinden yaparlar. İşte bu da bir problem yaratır. Bir örnek üzerinden bakalım.

Bir adam bazı şeylere üzülmüş, iş yerinde zor bir gün geçirmiş ve eve gelmiş. Erkeklerin çoğu problemleriyle nasıl başa çıkar? Konuşarak mı? Hayır; genellikle yalnız kalarak: "Mağarama çekileceğim. Halledeceğim, düzelteceğim. Bana öneri verme. Şimdilik iyiyim, hazır olduğumda inşallah çıkacağım." diye aklından geçirir.

Peki, kadın ne yapar? Ona gelir: "İyi misin?" diye sorar. "Evet, elhamdülillah.", der. "Tamam, konuş benimle, nasıl hissediyorsun?", diye üsteler. "Gayet iyiyim, birazdan dönerim." gibi bir cevap alır. "Hayır, konuş benimle. Bana nasıl hissettiğini söyle." diyerek üstelemeye devam eder. "Gerçekten iyiyim." gibi cevaplar gelmeye devam ettiğinde ise: "Sen sadece benimle konuşmak istemiyorsun. Arkadaşlarınla konuşuyorsun ama benimle konuşmuyorsun." diye bir sitemle karşılaşır.

Burada olan şey nedir? Problem nedir? Kadın kocasına, kendisine nasıl ilgi gösterilmesini istiyorsa ona öyle ilgi göstermeye çalışır. Nitekim kadınların problemleri olduğunda bunu konuşurlar; güçleri ilişkilerdedir. Konuşur, tartışır, duygularını paylaşırlar. Bu yüzden kadın, kocasının da buna ihtiyaç duyduğunu düşünür. Oysa adamın buna ihtiyacı yoktur; sadece yalnız bırakılmaya ihtiyacı vardır ve hazır olduğunda kendisi gelecektir.

Şimdi bunu tersinden düşünelim. Bu sefer kadın zor bir zaman geçirmiş olsun. Koca da "Ona biraz alan tanıyayım" desin. İşte burada büyük bir hata yapılmış olur! Çünkü erkek, üzgün olduğunda kendisi böyle bir alan istediği için onun da alana ihtiyacı olduğunu düşünür. Oysa durum hiç de öyle değildir. Ona alan tanındığında kadın bunu nasıl okur, nasıl hisseder? "Umursamıyorsun. Beni yalnız bıraktın." gibi düşüncelere girmesi an meselesidir ve buna dayanamaz. Böylece kadının zaten büyük olan problemi daha da büyür. Adam ise "Nasıl oldu bu? Ben sana alan tanımaya çalışıyordum" der. Hayır, onun alana ihtiyacı yok. Senin gelip acısını dinlemene, onu onaylamana, onu el üstünde tutmana, sonra da bir sarılmaya, bir öpücüğe ihtiyacı var.

İşte "Erkek, kız gibi değildir" ilkesini anlamak, aslında var olması gerekmeyen pek çok problemi böyle çözer.

Üçüncü fark: Temel korkular

Erkeğin ve kadının temel korkuları da birbirinden farklıdır.

Tamamen genelleme yapamasak da birçok durumda bir kadının temel korkusu nedir? Almak. Kadın, kocasına sürekli muhtaç olmaktan korkar. Özellikle de büyürken bir tür travma yaşamışsa ya da bir erkek figürüyle kötü bir deneyimi olmuşsa, kocasından bir şey almak onun için çok zorlaşır; hele de kocası gittikçe daha fazla veriyorsa. Neden? Çünkü almak, neredeyse savunmasız ve muhtaç bir konumda olduğunu kabul etmek demektir. Bu yüzden kendini gelecekteki acılardan korumaya çalışır: Yargılanmaktan, alay edilmekten, "Bir zamanlar sana neler vermiştim" diye başa kakılmaktan ya da terk edilip yardımsız bırakılmaktan... Bu yüzden ileride incinme korkusuyla, ihtiyaç duyduğu yardımı istemekten kendini alıkoyar. Yani almaktan korkar.

Erkeklerde ise durum bunun tersidir. Birçoğu vermekten korkar; ama bu illa cimrilikten değildir. Neden vermekten korkarlar? Çünkü kendilerini duygusal olarak, bazen de maddi olarak ortaya koymaktan korkarlar. Peki, neden? Çünkü "Bunu yaparsam başarısız olma, takdir görmeme, yeterli olmama riski var" diye düşünürler. Daha önce de gördüğümüz gibi bir erkek, yeterince yapmadığını ve eşinin beklentisini karşılayamadığını hissederse nefes alamaz. Bu yüzden h vermemeyi seçebilir.

Birçok insan bu davranışı sadece bencillik, cimrilik ya da içine kapanıklık olarak yorumlar. Oysa bu, arkasındaki düşünce sürecini anlamamaktır. Aslında o vermek ister; yeter ki bu konuda cesaretlendirilsin: "Takdir ettiğim sensin. İhtiyaç duyduğum sensin. Bana yardım eden sensin. Saygı duyduğum, örnek aldığım sensin." densin. O zaman, o da kendini ortaya koymaya istekli olur.

Aynı şekilde erkek de karısına güven vermelidir: "Allah'ın bana verip de seninle paylaştığım hiçbir nimet yüzünden seni yargılamayacağım. Seni asla yalnız bırakmayacağım. 'Faturaları ben ödüyorum, şunu ben yapıyorum, bunu ben yapıyorum' diyerek bunu asla sana karşı kullanmayacağım." demelidir. Bazen kadın "Ben kendi masraflarımı öderim, sen de kendininkileri öde" der. Peki, bunu ortamı kim oluşturmuştur?Hemen feminizmi suçlamayalım. Bazen bu tür bir zihniyetin sebebi bizzat biz erkekleriz; çünkü kadınlar kendilerine yapılan iyiliklerin başa kakılmasını istemezler.

Rekabet değil, tamamlayıcılık

Kapanış mesajımız şudur: Erkek ile kadın arasındaki ilişki bir rekabet ilişkisi değildir. Biz birbirimizi tamamlarız; bu tamamlayıcı bir ilişkidir. Mesele eşitlikçilik, yani aynılık değildir; bu, Müslümanlar olarak bizim inancımız olamaz. Allah, kusursuz hikmetiyle bizi bilerek birbirimizden farklı yaratmıştır; bir yapbozun parçaları gibi birlikte çalışalım ve birbirimize uyalım diye. Allah'ı yüceltmek, salih Müslümanlar olmak ve çocuklar için güvenli ve istikrarlı bir yuva kurmak gibi ortak bir hedefe doğru, zayıf ve eksik olduğumuz alanlarda birbirimizi güçlendirelim diye. Bunu da bir araya geldiklerinde bir güce dönüşen güçlü ve zayıf yönlerimizi kullanarak yaparız.

Bütün bunların özeti, Allah'ın şu güzel ayetidir:

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُوا ۖ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ ۚ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِن فَضْلِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا"Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri arzu etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfundan isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir."
— Nisâ Suresi, 4:32

Yani Allah'ın bazılarınızı diğerlerine üstün kıldığı şeyleri arzulamayın. Erkeklere kazandıklarının, kadınlara da kazandıklarının karşılığı vardır. Allah'tan O'nun lütfunu isteyin. İstediğiniz bir şey varsa O'ndan isteyin, zenginliği O'ndan isteyin. Bu yüzden, bir erkek kadın olmanın getirdiği ayrıcalıkları, bir kadın da erkek olmanın getirdiği ayrıcalıkları arzulamamalıdır. Allah'tan O'nun fazlını istemeli; erkeğin kadın gibi olmadığını fark etmeli ve bunu kabullenmelidir.

Fıtratla savaşmanın bedeli

Toplum ne kadar isterse istesin bu gerçekle savaşmamak gerekir; çünkü bu, insanın kendisiyle savaş halinde olması demektir. Buna karşı çıkmak, farklılıkları yok sayıp "Hepsi aynı" demeye çalışmak, vücudundaki her hücreye ve DNA'nın her bir sarmalına karşı savaşmaktır. Bu da, feminizmin kurucu annelerinin başına geldiği gibi insanın başına sefalet getirir. Onların evlilik hayatlarındaki sefaleti ya da evlilik hayatlarının hiç olmayışı bunun bir sonucudur.

Bu feminist kuramcıların çoğunun sonunun ne olduğuna bakın. Burada sıradan birilerinden değil, feminizmin annelerinden bahsediyoruz. Hayatlarının son yıllarında attıkları geri adımlara ve onları kuşatan hüzne bakın.

Örneğin Betty Friedan. Betty Friedan, evin "konforlu bir toplama kampı" olduğunu söyleyen, feminizmin kurucu annelerinden biriydi. Peki, hayatının sonlarına doğru ne dedi? Savunduğu feminist hareket yüzünden kadınlara neler olduğunu görmeye başladı. Hareket artık tam gücüyle işliyordu; yasalar da tutumlar da değişmişti. Sonra kadınlara baktı ve İkinci Aşama (The Second Stage) adlı kitabında şunu yazdı: Bugünün genç kadını dünün kadınından çok daha kaygılı, çok daha depresif, ruhsal olarak çok daha dengesiz ve bir sinir krizine sürüklenmeye çok daha yatkın. İşte yaratılan canavar buydu. Projenin sonuçlarını görmek için anketler yapıldığında ortaya çıkan tablo şuydu: Kadınlar depresyondaydı. İnsan, kendi fıtratıyla savaştığında olan budur.

Feminizmin bir başka kurucu annesi Germaine Greer de bir ömrü anneliğe ve ev hayatına karşı savaşarak geçirdi. Peki, hayatının son yıllarına doğru ne dedi? "Bugün hâlâ bir bebeğimin olduğu rüyalar görüyorum." Ancak bunun asla gerçekleşmeyecek bir hayal olduğunu söyledi; artık yaşlı bir kadındı ve fırsat geçip gitmişti. Şöyle de dedi: "Doğmamış bebeklerimin ölümünün yasını tutuyorum." Ne oldu peki? Bir ömrü erkek ve kadın arasındaki farklılıklara karşı konuşarak, anneliğe saldırarak ve kadınlara ev hayatının değersiz olduğunu hissettirerek geçirdi; sonunda da pişman oldu.

Bir de Simeone de Beauvoir... Belki de ikinci dalga feministlerin en meşhuru, İkinci Cins kitabının yazarı, yakın dönemin en çok yüceltilen feministi ve feministlere en sağlam teorileri sunan isim. Hayatının son yıllarına doğru söylediklerine bakın: "Aynadaki yansımamdan nefret ediyorum." der ve şöyle devam eder: "Hayatta ne kadar aldatıldığımı fark edip şaşkına dönüyorum." Peki, onu kim aldattı? Aslında kendi kendini aldattı; fıtratına, doğal yaratılışına karşı gittiğinde ve erkeğin kız gibi olmadığını kabul edemediğinde.

Suzanne Venker'in sözleri

Son olarak Suzanne Venker'in sözlerinden bir pasaj paylaşmak istiyoruz. Venker, Washington Examiner'ın "Beltway Confidential" blogunun yazarlarından biri; aynı zamanda yazar, ekonomist ve radyo programcısıdır. Women Who Win at Love: How to Build a Relationship That Lasts (Aşkta Kazanan Kadınlar: Kalıcı Bir İlişki Nasıl Kurulur) adlı bir kitabı vardır. Söylediklerinin tamamını özetlemek gerekirse, o da "Erkek, kız gibi değildir" demektedir. Şöyle diyor:

"Evlilik kurumunun baskıcı olduğuna inanarak bir evliliğe giren hiç kimse asla başarılı bir evlilik yapamaz. Cinsiyet rollerinin, gerçekte dayandıkları şey olan cinsiyetler arasındaki biyolojik farklılıkların değil de kadınlara haksızlık etmek için tasarlanmış ataerkilliğin bir sonucu olduğunu düşünüyorsanız, ilişkiniz baştan mahkûmdur. Başarılı bir evlilik ilişkisi, biyolojinin ve onun erkek-kadın dansındaki rolünün derinlemesine anlaşılmasını gerektirir. Güçlü bir evlilik aslında cinsiyet farklılıkları üzerine, çiftlerin farklılıklarının ne kadar parlamasına izin verdiği üzerine kuruludur.
Kimse onlara erkeklerin ve kadınların farklı anatomilere bir sebepten ötürü sahip olduğunu belirtmemiştir. Bu, kadın ve erkeğin bir yapboz gibi işlemek üzere tasarlandıkları içindir. Yapbozun parçalarının yatak odasının dışında da birleşmesini istiyorsanız, karşı cinsin nasıl düşündüğünü ve neden öyle davrandığını bilmeniz gerekir. Bir erkeğin zihni ile bir kadının zihni, anatomileri kadar farklıdır.
Bir ilişkide kutupluluk esastır; bir evliliği hareket ettiren motordur. Eril enerji fetheder; yansıtır, bir şeyler yapmayı severken; Dişil enerji besler; sözle ifade eder, konuşmayı ve deneyimlemeyi sever. Bu yüzden dişil enerji, eril enerjinin alıcısıdır. Bu yüzden bir ilişkide ilk adımı genellikle erkekler atar ve bu yüzden kadına evlenme teklif eden erkektir. Erkek harekete geçer, kadınsa karşılık verir.
Erkeklerin besleyici olabilmesi ve kadınların fethedebilmesi, bunun genellikle her cinsin doğal enerjisinin aktığı yer olmadığı gerçeğini değiştirmez. Bu ortak yaşamı ne kadar çok anlar ve kucaklarsanız, ilişkiniz o kadar doğal ve çatışmasız hale gelir. Eşitlik argümanının talep ettiği gibi cinsiyetlerin birbirinin yerine geçebileceğinde ısrar ederek onunla savaşırsanız, o kadar az başarılı olursunuz.
Bugün pek çok çift, özellikle gençler, cinsiyet rollerinin her türlü izini ortadan kaldırarak eşit bir evlilik olduğuna inandıkları şeye sahip olmakla gurur duyuyor. Bu insanlar esasen insan doğasıyla bir kavga içindeler ve bunun nasıl bittiğini hepimiz biliyoruz. Erkeklerin ve kadınların değer olarak eşit olmak için aynı şekilde düşünmeleri ve davranmaları gerekmez. Kendi güçlü yönlerini, mizaçlarını ve arzularını kullanarak aynı hedefe doğru birlikte çalışmaları gerekir. Siyasi puan kazanmak için, doğal olarak farklı yönlere gitmek isteyen erkekleri ve kadınları aynı kutuya zorlamak, sonunda onları birbirinden koparacaktır. Bu on yıl ya da daha fazla sürebilir, ama emin olun, olacaktır."

Dördüncü ilkeyi uygulamaya koymak

"Erkek, kız gibi değildir" ilkesini hayata geçirmek için bazı pratik adımlar şunlardır:

Birincisi: John Gray'in Erkekler Mars'tan, Kadınlar Venüs'ten adlı kitabını okuyun. Okunması gerçekten keyifli, klasikleşmiş bir kitap; belki bazılarınız daha önce rastlamıştır. Bu kitap anlayışınızı gerçekten açar; adeta "Erkek, kız gibi değildir" ayetinin seküler bir tefsiri gibidir.

İkincisi: Kendinize bir hedef koyun. Eşinizle haftada en az 90 dakika konuşun. Telefonsuz, televizyonsuz, hiçbir dikkat dağıtıcı olmadan. Bu konuşma sırasında erkekler dinlemeli, onaylamalı ve empati kurmalı; hemen pratik bir çözüm ya da tavsiye sunmamalıdır. Aynı şekilde kadınlar da o 90 dakika ya da daha uzun süre boyunca eleştirmemeli, eşine yetersiz olduğunu hissettirmemeli; aksine takdir etmeli, cesaretlendirmeli, övmeli ve güç vermelidir. Bunu en az bir ay boyunca yaparsanız, somut bir değişim görmeye başladığınızı fark edeceksiniz.

Sonuç olarak, farklı olduğumuz gerçeğini kucaklayalım, bunun için Allah'a şükredelim ve Allah'ın yaratmasında en hikmetli olduğunu bilmenin sevincini yaşayalım.

Kaynaklar

  1. 1.Zeyneb bint Cahş'ın Zeyd b. Hârise ile evliliği ve boşanmaları için bk. Ahzâb Suresi, 33:37 ve tefsirleri.
  2. 2.Roy F. Baumeister, Kathleen R. Catanese, Kathleen D. Vohs, "Is There a Gender Difference in Strength of Sex Drive?", Personality and Social Psychology Review 5/3 (2001); Baumeister & Vohs, "Sexual Economics", Personality and Social Psychology Review 8/4 (2004). David J. Handelsman ve diğerleri, "Circulating Testosterone as the Hormonal Basis of Sex Differences in Athletic Performance", Endocrine Reviews 39/5 (2018). Diane F. Halpern, Sex Differences in Cognitive Abilities.
  3. 3."Konforlu toplama kampı" benzetmesi: Betty Friedan, The Feminine Mystique (Kadınlığın Gizemi, 1963). Sonraki değerlendirmeleri: Betty Friedan, The Second Stage (1981).
  4. 4.Germaine Greer'in bu sözleri 2000'li yıllardaki röportaj ve yazılarında yer alır.
  5. 5.Simone de Beauvoir bu sözleri otobiyografisinin üçüncü cildi La Force des choses (Şartların Gücü, 1963) kitabının son sayfalarında yazmıştır.
  6. 6.Suzanne Venker, Women Who Win at Love: How to Build a Relationship That Lasts (2017). Alıntı yazarın ilgili metninden Türkçeye aktarılmıştır.
  7. 7.Kaynak ders: Ali Hammuda, "Married Ever After" serisi, 3. bölüm.
  8. 8.Ayet mealleri Diyanet İşleri Başkanlığı meali esas alınarak sadeleştirilmiştir.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu konuda bir test

Tüm testler →

İlgili yazılar