Sultanahmet Camii'nin avlusu, akşam vakti · Fotoğraf: Benh LIEU SONG (Flickr) / Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)
Bazı sesler vardır, kulaktan önce kalbe ulaşır. Bir gece yolculuğunda, bir hastane koridorunda ya da sabah namazından sonraki o sessiz dakikalarda dinlenen bir kaside, insanın içinde yıllarca yankılanır. Bu yazıda, çalgı kullanılmadan yalnızca insan sesiyle okunan on Arapça eseri bir araya getirdik.
Dilerseniz buradan da hepsini dinleyebilirsiniz:
1. Beni Kabul Eder misiniz? (هل تقبلوني)
İsfahan Cuma Camii'nde, kapının önünde dua eden yaşlı bir adam · Fotoğraf: NasiNazari / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)
Şiir: Muhammed Şâkir el-Humsî
Listemizi bir tövbe ve yakarış kasidesiyle açıyoruz. Suriyeli şair Muhammed Şâkir el-Humsî'ye nispet edilen bu şiirde konuşan, günahlarının ağırlığını hisseden ve rahmet kapısının önünde "Beni kabul eder misin?" diye yalvaran bir kuldur. Kapıda zilletle bekleyiş, kovulma korkusu, derdin uzaması…
هَلْ تَقْبَلُونِي هَلْ تَقْبَلُونِيعَبْدٌ أَثِيمٌ زَادَتْ فُتُونِيBeni kabul eder misiniz, beni kabul eder misiniz?Günahkâr bir kulum; imtihanlarım, sınanmalarım arttı.بِالذُّلِّ وَاقِفْ فِي الْبَابِ عَاكِفْوَاللهِ خَائِفْ أَنْ تَطْرُدُونِيBoynu bükük, kapınızda bekliyor, ayrılmıyorum;Vallahi, beni kapınızdan kovmanızdan korkuyorum.أَخْشَى ذُنُوبِي زَادَتْ عُيُوبِيمِنْ ذِي الْخُطُوبِ فَأَنْقِذُونِيGünahlarımdan korkuyorum, kusurlarım çoğaldı;Bu belalar karşısında beni bu tehlikelerden uzaklaştırın.قَدْ طَالَ دَائِي أَنْتُمْ دَوَائِييَنْأَى التَّنَائِي إِنْ تَلْحَظُونِيDerdim uzayıp gitti, devâm ise sizsiniz;Bir nazarınızla diner gönlümdeki ayrılık hasreti.أَنْتُمْ مُرَادِي يَا لَلْأَيَادِيفَانْفُوا رُقَادِي وَأَيْقِظُونِيMuradım sizsiniz, ey lütuf ve ihsan sahibi;Gaflet uykumu dağıtın, beni uyandırın.بِحَقِّ طٰهَ مَنْ عَزَّ جَاهَاقُولُوا إِلَيَّ هَا هَا وَقَرِّبُونِيŞanı yüce (Rasulullah)Tâhâ'nın ﷺ hürmetine,«Gel, buraya!» diye seslenin, beni de yakınınıza alın.قَدْ طَالَ بُعْدِي يَا آلَ وُدِّيجُودُوا بِوَعْدٍ وَامْطُلُونِيEy gönlümün sevgilisi, sizden uzaklığım uzayıp gitti;Bana bir vuslat ümidi verin, gecikse de bekletin beni.أَرْجُو لِقَاكُمْ رُوحِي فِدَاكُمْقَصْدِي رِضَاكُمْ فَأَتْحِفُونِيSize kavuşmayı umuyorum, canım size feda;Dileğim rızanız, lütfedip beni de ihsanınıza eriştirin.عَانٍ لَدَيْكُمْ أَشْكُو إِلَيْكُمْمَاذَا عَلَيْكُمْ أَنْ تَمْنَحُونِيKapınızda bir esirim, hâlimi size arz ediyorum;Bana bir lütufta bulunsanız, ne kaybedersiniz?صَلِّ وَسَلِّمْ رَبِّ وَعَظِّمْعَلَى الْمُعَلِّمِ أَهْلَ الْفُنُونِRabbim, salât ve selâm eyle, şanını yücelt;İlim ve irfan ehlinin muallimi olan Peygamber'e ﷺ.وَامْنُنْ وَوَاصِلْ كُلَّ الْأَفَاضِلْمَا قَالَ قَائِلْ هَلْ تَقْبَلُونِيBütün fazilet sahiplerine lütfunu ve ihsanını sürdür;Bir gönül «Beni kabul eder misiniz?» diye seslendiği müddetçe.
Suriyeli münşid Sâmir ed-Dürre'nin sesiyle tanınan bu neşid, coşkulu bir Peygamber ﷺ methiyesidir. İlk bölümde Resûlullah'ın ﷺ güzelliği anlatılır: Güneş onun yüzünün nurundan utanır, akıllar onun hakikatini kavramakta şaşırır.
مَنْ مِثْلُ أَحْمَدَ فِي الْكَوْنَيْنِ نَهْوَاهُبَدْرٌ جَمِيعُ الْوَرَى فِي حُسْنِهِ تَاهُواİki cihanda sevdiğimiz Ahmed'in ﷺ bir benzeri var mı?O bir dolunaydır; bütün âlem onun güzelliği karşısında hayran kalmıştır.مَنْ مِثْلُهُ وَإِلٰهُ الْعَرْشِ شَرَّفَهُبِالْخَلْقِ وَالْخُلْقِ إِنَّ اللهَ أَعْطَاهُKim onun gibidir? Arşın Rabbi onu şereflendirmiş,Ona güzel yaratılışı ve üstün ahlâkı ihsan etmiştir.وَالشَّمْسُ تَخْجَلُ مِنْ أَنْوَارِ طَلْعَتِهِحَارَتْ عُقُولُ الْوَرَى فِي فَهْمِ مَعْنَاهُGüneş, onun mübarek yüzünün nuru karşısında mahcup kalır;İnsanların aklı, onun hakikatini kavramakta hayrete düşer.تَبَارَكَ اللهُ مَا أَحْلَى شَمَائِلَهُحَازَ الْجَمَالَ فَمَا أَبْهَى مُحَيَّاهُTebârekallah! Ne güzeldir onun şemaili!Güzelliğin en güzel örneğidir; ne parlaktır mübarek yüzü!يَا عُرْبَ وَادِي النَّقَى يَا أَهْلَ كَاظِمَةٍفِي حَيِّكُمْ قَمَرٌ فِي الْقَلْبِ مَثْوَاهُEy Nakâ Vadisi'nin Arapları, ey Kâzıme halkı!Yurdunuzda bir dolunay var; gönlümde onun sevgisi barınır.صَلَّى عَلَيْهِ إِلٰهُ الْعَرْشِ مَا طَلَعَتْشَمْسٌ وَمَا حَدْحَدَ الْحَادِي مَطَايَاهُGüneş doğdukça, kervancı develerini sürüp götürdükçe,Arşın Rabbi ona salât eylesin.
3. Sevgilimden Bana Bir Çehre Göründü (تَرَاءَى مِنْ حَبِيبِي لِي مُحَيَّا)
Mescid-i Nebevî'nin içi: Avizeler ve siyah beyaz kemerler · Fotoğraf: King Eliot / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)
Şiir: Şeyh Muhammed el-Yedâlî
Bu zarif kaside, Moritanya'nın (Şinkît) yetiştirdiği büyük âlim ve şair Muhammed b. el-Muhtâr el-Yedâlî'ye (1685–1753) aittir. Yedâlî tefsir, akaid ve tasavvuf alanında eserler vermiş; özellikle Peygamber ﷺ methiyeleriyle tanınmış bir âlimdir.
Her beyit "Terâ'â lî…" ("Bana göründü…") diye başlar ve sevgilinin cemâlinin kalbe tecellisini anlatır.
تَرَاءَى مِنْ حَبِيبِي لِي مُحَيَّاأَهِيمُ بِحُبِّهِ مَا دُمْتُ حَيَّاSevgilimin mübarek yüzü göründü bana,Yaşadığım sürece onun aşkıyla yanıp tutuşacağım.تَرَاءَى لِي فَحَيَّا اللَّهُ مِنْهُمُحَيًّا لَاحَ حَتْمًا أَنْ يُحَيَّاGöründü bana; ne hoş bir selamdır ondan gelen!Öyle bir yüz doğdu ki, onu selamla anmak yaraşır.تَرَاءَى عِنْدَ ضِيقٍ وَانْكِسَارٍوَآلَامٍ تُكَدِّرُ لِيَ الدُّنْيَاDarlık ve gönül kırıklığı içindeyken göründü bana,Dünyamı karartan nice acılar arasında.تَرَاءَى لِي يُؤْنِسُنِي جِهَارًانَهَارًا حَاضِرًا عَلَنًا لَدَيَّGöründü bana, apaçık bir şekilde;Gündüz vakti yanımda, gönlüme yoldaş olarak.تَرَاءَى لِي وَلَمْ أَرَ قَطُّ حُسْنًايُضَاهِي الْحُسْنَ مِنْهُ بِمُقْلَتَيَّGöründü bana; gözlerim onun güzelliğine denkHiçbir güzellik görmedi ömrüm boyunca.تَرَاءَى لِي فَبَشَّرَنِي بِنَصْرٍكَفَى كَفَّ الْعَدُوِّ وَكَفَّ غَيًّاGöründü bana, zafer müjdesini verdi;Düşmanın elini ve azgınlığın önünü kesti.تَرَاءَى لِي وَلَسْتُ لِذَاكَ أَهْلًاوَمَا كَانَ الْمَكَانُ لَهُ مُهَيَّاGöründü bana; oysa ben buna layık değildim,Gönlüm de böylesi bir buluşmaya hazır değildi.تَرَاءَى لِي وَذَاكَ مِنْهُ فَضْلٌوَهَلْ تَرْقَى الثَّرَى لِعُلَى الثُّرَيَّاGöründü bana; bu, onun bir lütfuydu.Hiç toprak, Süreyya yıldızlarının yüceliğine erişebilir mi?تَرَاءَى لِي فَأَنْسَانِي هُمُومِيوَآلَامِي بِعَطْفَتِهِ عَلَيَّGöründü bana, şefkatiyle unutturduBütün kederlerimi, bütün acılarımı.فَشَاهَدْتُ الْجَلَالَ بِهِ جَمَالًاسَوَاءٌ لِي بِأَيِّهِمَا تَزَيَّاOnun yaratılışında celâlin güzelliğini gördüm;Hangi hâlde görünürse görünsün, benim için hepsi güzeldi.وَكُنْتُ عَهِدْتُ مِنْهُ الْعَطْفَ قِدْمًافَكُنْتُ بِهِ وَلَمْ أَكُ قَبْلُ شَيْئًاOndan öteden beri şefkat görmüştüm;Onun sayesinde değerimi buldum, öncesinde bir hiçtim.فَإِنْ أَبْغَضْتَنِي أَبْغَضْتُ نَفْسِيوَحُبُّكَ لِي يُحَبِّبُنِي إِلَيَّEğer benden yüz çevirirsen, ben de kendimden soğurum;Senin bana olan sevgin ise beni kendime sevdirir.
Tilimsan'da Ebû Medyen külliyesindeki medresenin avlusu · Fotoğraf: Bernard Gagnon / Wikimedia Commons (CC BY 4.0)
Şiir: Ebû Medyen Şuayb et-Tilimsânî
Bu kısa ama derin şiir, Kuzey Afrika'nın en büyük sûfîlerinden Ebû Medyen Şuayb el-Ensârî'ye (ö. 1198) nispet edilir. Endülüs'te doğan, Fas'ta yetişen ve Bicâye'de ders veren Ebû Medyen, Tilimsan yakınlarında vefat etmiş; kabri ve etrafında kurulan külliye bugün hâlâ ziyaret edilir.
Şiirde hitap Allah'adır: Kul, kabul belirtisi görünce hüzün zindanından çıkar, gece gündüz O'nun zikriyle yaşar.
أَوْقَدْتَ فِي قَلْبِي هَوَاكْوَقُلْتَ لِي إِيَّاكْ تَبُوحْأَمْ كَيْفَ لِي أَعْشَقْ سِوَاكْوَأَنْتَ لِي جِسْمٌ وَرُوحْKalbimde aşkını sen tutuşturdun,Sonra da bana bu aşkı açığa vurmamamı söyledin.Senden başkasını nasıl sevebilirim ki?Sen benim için bedenim ve ruhum kadar yakınsın.لَمَّا بَدَا مِنْكَ الْقَبُولْأُخْرِجْتُ مِنْ سِجْنِ الْأَسَىوَزُجَّ بِي عَيْنَ الْوُصُولْوَصِرْتُ بِكَ مُؤْنَسَاBenden razı oluşunun işareti belirdiğinde,Hüzün zindanından çıkarıldım.Vuslatın özüne eriştimVe senin yakınlığınla huzur buldum.وَلَسْتَ مِنْ قَلْبِي تَزُولْبَيْنَ الصَّبَاحْ وَالْمَسَااَلنَّظْرَهْ فِيكْ يَا جَمِيلْنَعِيشْ بِهَا عَيْشًا رَغَدْSabah akşam sen hiç çıkmazsın gönlümden.Ey Cemîl, ey güzelliğin sahibi!Sana yönelen bir nazarlaHuzur ve ferahlık içinde bir ömür süreriz.أَنْتَ الْمَحَجَّهْ وَالدَّلِيلْمَنْ ذَا يُطِيقْ عَنْكَ الْبِعَادْيَا رَاحَةَ الْقَلْبِ الْعَلِيلْفِيكَ اجْتَمَعْ كُلُّ الْمُرَادْDoğru yol da sensin, o yola götüren rehber de.Senden uzak kalmaya kim dayanabilir?Ey dertli kalplerin huzuru!Bütün arzularım sende birleşti.
5. Bu Gece Nasıl Uyurum? (وِشْلُونْ أَنَامَ اللَّيْل)
Çölde ilerleyen bir deve kervanı · Fotoğraf: Sergey Pesterev / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)
Bu eser, fasih Arapça değil, Irak ve Şam bölgesinin halk ağzıyla söylenmiş bir özlem neşididir. "Vişlûn" kelimesi Irak lehçesinde "nasıl" demektir: "Bu gece nasıl uyurum, nasıl?" Uykusu kaçan âşığın aklında yalnızca Habibi Muhammed ﷺ vardır.
Şair önce gemiciye seslenir: "Gemiyi çevir, Ebu'l-Kâsım'ın nurları üzerimize doğdu!" Ardından bedevîlere, sonra da uçan kuşlara: "Beyaz kanatlı kuş, Zehrâ'nın babasına selam söyle, de ki ömür geçip gitti"; "Yeşil (kubbenin) üstünde uçan kuş, Tâhâ'ya selam götür, de ki kapında dervişler var."
وِشْلُونْ أَنَامَ اللَّيْلْ وِشْلُونْ أَنَامُهْحَبِيبِي مُحَمَّدْ جَوْهَرْ كَلَامُهْBu gece nasıl uyuyayım, nasıl uyku tutar beni?Sevgilim Muhammed’in ﷺ sözleri cevher değerinde.سَفِّنْ بِاللهْ يَا سَفَّانْ دِيرِ السَّفِينَةْأَنْوَارْ أَبِي الْقَاسِمْ لَاحَتْ عَلَيْنَاAllah aşkına, ey gemici, yelken aç, gemiyi o yana çevir!Ebu’l-Kâsım’ın ﷺ nurları üzerimize doğdu.يَا رَافِقَ الْعُرْبَانْ وَاشْرَبْ لَبَنْهِنْكُلِّ الصَّحَابَةْ نْجُومْ طٰهَ قَمَرْهِنْEy bedevîlerin yoldaşı, onların sütünden iç!Bütün sahâbîler yıldızdır; Tâhâ ﷺ ise onların ayıdır.يَا طَيْرَ الطَّايِرْ فُوقْ أَبْيَضْ يَا بُو جْنَاحْسَلِّمْ عَلَى أَبِي الزَّهْرَاءْ قُلُّهْ الْعُمُرْ رَاحْEy beyazların üzerinde süzülen kanatlı kuş!Zehrâ’nın babasına ﷺ selam söyle,De ki: “Ömür geçti, hayat akıp gitti.”يَا طَيْرَ الطَّايِرْ فُوقْ أَخْضَرْ يَا بُو رِيشْسَلِّمْ عَلَى طٰهَ قُلُّهْ دَرَاوِيشْEy yeşillerin üzerinde uçan tüylü kuş!Tâhâ’ya ﷺ selam söyle,De ki: “Kapında dervişler bekliyor.”مَا رِيدَ أَمُوتَ الْيَوْمْ كَفْنِي عَبَاتِيدِزُّوا عَلَى طٰهَ يِحْضَرْ وَفَاتِيBugün ölmek istemem; ölürsem abam olsun kefenim.Tâhâ’ya ﷺ haber salın,Son nefesimde yanımda olsun.
6. Peygamber Efendimiz Bir Ay Gibidir(قَمَرٌ سَيِّدُنَا النَّبِي)
Dağların ardından yükselen dolunay · Fotoğraf: Giles Laurent / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)
Mısır medih geleneğinden, pek çok münşid tarafından okunur
Mısır ve Sudan'daki halk medih geleneğinin en sevilen parçalarındandır. Şiir, Peygamberimizin ﷺ şemâilini, yani dış görünüşünü ve ahlakını tek tek sayar: parlak dişleri, sürmeli gibi gözleri, güler yüzü, kokusu ve vahiyle konuşması.
Eserin uzun versiyonu yirmi sekiz beyti bulur; parçada karşılığı olan beyitleri seçtik.
وَأَجْمَلُ مِنْكَ لَمْ تَرَ قَطُّ عَيْنٌوَأَطْيَبُ مِنْكَ لَمْ تَلِدِ النِّسَاءُSenden daha güzelini görmedi gözler,Senden daha güzel huylusunu doğurmadı hiçbir anne.خُلِقْتَ مُبَرَّأً مِنْ كُلِّ عَيْبٍكَأَنَّكَ قَدْ خُلِقْتَ كَمَا تَشَاءُHer türlü kusurdan uzak, tertemiz yaratıldın,Sanki tam da gönle yakışan güzellikte yaratıldın.قَمَرٌ، قَمَرٌ، قَمَرُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ قَمَرٌوَجَمِيلٌ، وَجَمِيلٌ، وَجَمِيلُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ جَمِيلٌAy gibi, ay gibi, Efendimiz ﷺ ay gibi!Güzel, güzel, Efendimiz ﷺ ne güzel!قَمَرٌ، قَمَرٌ، قَمَرُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ قَمَرٌوَجَمِيلٌ، وَجَمِيلٌ، وَجَمِيلُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ جَمِيلٌAy gibi, ay gibi, Efendimiz ﷺ ay gibi!Güzel, güzel, Efendimiz ﷺ ne güzel!وَكَفُّ الْمُصْطَفَى كَالْوَرْدِ نَادِيوَعِطْرُهُ يَبْقَى إِذَا مَسَّتْ أَيَادِيMustafa’nın ﷺ mübarek eli taze bir gül gibi,Ona dokunan ellerde güzel kokusu kalır.وَكَفُّ الْمُصْطَفَى كَالْوَرْدِ نَادِيوَعِطْرُهُ يَبْقَى إِذَا مَسَّتْ أَيَادِيMustafa’nın ﷺ mübarek eli taze bir gül gibi,Ona dokunan ellerde güzel kokusu kalır.وَعَمَّ نَوَالُهَا كُلَّ الْعِبَادِوَعَمَّ نَوَالُهَا كُلَّ الْعِبَادِOnun lütfu ve cömertliği nice kullara ulaştı,Onun lütfu ve cömertliği nice kullara ulaştı.وَعَمَّ نَوَالُهَا كُلَّ الْعِبَادِحَبِيبُ اللَّهِ يَا خَيْرَ الْوَرَىOnun lütfu ve cömertliği nice kullara ulaştı,Ey Allah’ın sevgilisi, ey yaratılmışların en hayırlısı!قَمَرٌ، قَمَرٌ، قَمَرُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ قَمَرٌوَجَمِيلٌ، وَجَمِيلٌ، وَجَمِيلُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ جَمِيلٌAy gibi, ay gibi, Efendimiz ﷺ ay gibi!Güzel, güzel, Efendimiz ﷺ ne güzel!وَلَا ظِلٌّ لَهُ بَلْ كَانَ نُورًاتَنَالُ الشَّمْسُ مِنْهُ وَالْبُدُورُGölgesiz nur saçan bir güzellikti onun mübarek yüzü,Güneş ve dolunaylar bile ışığıyla anılırdı.وَلَا ظِلٌّ لَهُ بَلْ كَانَ نُورًاتَنَالُ الشَّمْسُ مِنْهُ وَالْبُدُورُGölgesiz nur saçan bir güzellikti onun mübarek yüzü,Güneş ve dolunaylar bile ışığıyla anılırdı.وَلَمْ يَكُنِ الْهُدَى لَوْلَا ظُهُورُهُوَلَمْ يَكُنِ الْهُدَى لَوْلَا ظُهُورُهُOnun gelişiyle insanlığa hidayet yolu aydınlandı,Onun gelişiyle insanlığa hidayet yolu aydınlandı.وَلَمْ يَكُنِ الْهُدَى لَوْلَا ظُهُورُهُوَكُلُّ الْكَوْنِ أَنَارَ بِنُورِ طٰهَOnun gelişiyle insanlığa hidayet yolu aydınlandı,Bütün kâinat Tâhâ’nın ﷺ örnekliğiyle aydınlandı.قَمَرٌ، قَمَرٌ، قَمَرُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ قَمَرٌوَجَمِيلٌ، وَجَمِيلٌ، وَجَمِيلُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ جَمِيلٌAy gibi, ay gibi, Efendimiz ﷺ ay gibi!Güzel, güzel, Efendimiz ﷺ ne güzel!قَمَرٌ، قَمَرٌ، قَمَرُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ قَمَرٌوَجَمِيلٌ، وَجَمِيلٌ، وَجَمِيلُ سَيِّدِنَا النَّبِيِّ جَمِيلٌAy gibi, ay gibi, Efendimiz ﷺ ay gibi!Güzel, güzel, Efendimiz ﷺ ne güzel!
7. Ey Peygamberlerin İmamı, Ey Dayanağım (يَا إِمَامَ الرُّسْلِ يَا سَنَدِي)
Mescid-i Nebevî'nin avlusundaki şemsiyeler ve Medine · Fotoğraf: Anaya Ki Family / Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)
Ey Peygamberlerin İmamı, Ey Dayanağım
Şiir: Şeyh Abdurrahîm el-Bur'î
Yemenli sûfî şair Abdurrahîm el-Bur'î (ö. 1400 civarı), Peygamber ﷺ medhiyeleriyle ünlüdür ve divanı bugün de Yemen'den Endonezya'ya kadar okunmaktadır.
Nakaratı her Müslümanın diline yerleşecek kadar sadedir: "Dünyamda da ahiretimde de, yâ Rasûlallah, elimden tut!" Beyitlerde Necm Suresi'nin başındaki yemine işaret edilir, Peygamberimizin ﷺ soyu, ahlakı ve getirdiği hikmetler anılır.
يَا إِمَامَ الرُّسْلِ يَا سَنَدِيأَنْتَ بَابُ اللهِ مُعْتَمَدِيفَبِدُنْيَايَ وَآخِرَتِييَا رَسُولَ اللهِ خُذْ بِيَدِيEy peygamberlerin önderi, ey dayanağım!Allah’a yönelişimde sana duyduğum güven, benim dayanağımdır.Hem dünyamda hem ahiretimde,Ey Allah’ın Resûlü, tut elimden!قَسَمًا بِالنَّجْمِ حِينَ هَوَىمَا الْمُعَافَى وَالسَّقِيمُ سَوَافَاخْلَعِ الْكَوْنَيْنِ عَنْكَ سِوَىحُبِّ مَوْلَى الْعُرْبِ وَالْعَجَمِBattığı vakit yıldıza yemin olsun ki,Sağlıklı olanla hasta olan bir değildir.Öyleyse iki cihanın kaygısını bir yana bırak,Arapların ve Acemlerin Efendisi’ne duyulan sevgi dışında.سَيِّدُ السَّادَاتِ مِنْ مُضَرٍغَوْثُ أَهْلِ الْبَدْوِ وَالْحَضَرِصَاحِبُ الْآيَاتِ وَالسُّوَرِمَنْبَعُ الْأَحْكَامِ وَالْحِكَمِMudar soyundan efendilerin efendisi,Çöldekilerin de şehirde yaşayanların da sığınağı,Âyetlerin ve sûrelerin tebliğcisi,Hükümlerin ve hikmetlerin rehberi.قَمَرٌ طَابَتْ سَرِيرَتُهُوَسَجَايَاهُ وَسِيرَتُهُصَفْوَةُ الْبَارِي وَخِيرَتُهُعَدْلُ أَهْلِ الْحِلِّ وَالْحَرَمِAy gibi güzeldir; tertemizdir gönlü,Güzel ahlâkı, örnek hayatı.Yaradan’ın seçkin kulu, seçilmiş elçisi,Harem bölgesinde ve dışında adaletin timsali.مَا رَأَتْ عَيْنٌ وَلَيْسَ تَرَىمِثْلَ طٰهَ فِي الْوَرَى بَشَرَاخَيْرُ مَنْ فَوْقَ الثَّرَى أَثَرَاطَاهِرُ الْأَخْلَاقِ وَالشِّيَمِHiçbir göz görmedi, görmeyecek deTâhâ gibi birini insanlar arasında.Yeryüzünde iz bırakanların en hayırlısı,Ahlâkı ve güzel huyları tertemiz olan.
8. Ey Gece Yolculuğuna Çıkan (يَا مَنْ سَرَيْتَ لَيْلًا مُصَاحِبَ جِبْرِيلَ)
İsrâ ve Mi'rac gecesini anlatan bu neşid, özellikle Receb ayında ve Mi'rac kandillerinde sıkça okunur. Peygamberimizin ﷺ Cebrâil (a.s.) ile birlikte Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya gece yolculuğunu, orada bütün peygamberlere imam olup namaz kıldırmasını, ardından Burak'la göklere yükselip Sidretü'l-Müntehâ'nın ötesine varmasını hikâye eder.
يَا مَنْ سَرَيْتَ لَيْلًا مُصَاحِبَ جِبْرِيلَلِلْمَسْجِدِ الْأَقْصَى فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِEy o gece Cebrâil’e yoldaş olupMescid-i Aksâ’ya gece yolculuğu yapan!حَبِيبِي يَا مُحَمَّدْ يَا صَادِقًا بِالْوَعْدِيَا أَحْمَدْ يَا مُؤَيَّدْ مِنَ الْفَرْدِ الصَّمَدِSevgilim Muhammed, sözüne sadık olan!Ey Ahmed, ey Samed olan Allah’ın desteklediği!يَا صَادِقَ الْمَقَالِ يَا ذَا الْمَقَامِ الْعَالِييَا مَنْ حَبَاهُ رَبِّي بِطِيبِ الْأَفْعَالِEy sözü dosdoğru, makamı yüce olan!Ey Rabbimin güzel ahlâk ve davranışlarla lütuflandırdığı!صَلَّيْتَ يَا مُحَمَّدْ بِجَمْعِ الْمُرْسَلِينَكُنْتَ فِيهِمْ إِمَامًا وَكَانُوا مُهْتَدِينَEy Muhammed, peygamberlere namaz kıldırdın,Onlara imam oldun; onlar da hidayet üzereydi.ثُمَّ بَعْدَ الصَّلَاةِ سِرْتَ لِلسَّمَاوَاتِفَوْقَ ظَهْرِ الْبُرَاقِ لِرَبِّ الْعَالَمِينَNamazın ardından Burak’ın sırtındaGökleri aştın, âlemlerin Rabbine doğru yol aldın.بِيُمْنٍ وَسُرُورٍ وَفَوْقَ السِّدْرَةِوَأُنْسٍ وَحُضُورٍ لِقُدْسِ الْحَضْرَةِBereket ve sevinçle Sidretü’l-Müntehâ’yı aştın,Ünsiyet ve huzur içinde mukaddes huzura vardın.حَيَّاكَ إِلَى هُنَا وَقَدْ نِلْتَ الْمُنَىيَا مَنْ حَبَاهُ رَبِّي بِطِيبِ الْأَفْعَالِSelamla karşılandın, muradına erdin,Ey Rabbimin güzel ahlâk ve davranışlarla lütuflandırdığı!
9. Selamımı Götür, Ey Harem'e Giden (وَدِّيلِي سَلَامِي يَا رَايِحْ لِلْحَرَم)
Hac mevsiminde Mescid-i Haram'da Kâbe ve tavaf edenler · Fotoğraf: Adli Wahid / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)
Hac ve umre neşidi, pek çok münşid tarafından okunur
Hacca ya da umreye gidemeyen, ama gönlü orada olan herkesin neşidi. Konuşan, Harem'e yolcu edilen bir yakınına sesleniyor: "Selamımı götür, bana dua et!" Kâbe'nin nuru ve heybeti, Safâ ile Merve arasındaki sa'y, Zemzem, Arafat'taki Rahmet Dağı ve kalabalık… Hac menasikinin her durağında "Beni de an" ricası tekrarlanır.
Son bölümde yolculuk Medine'ye uzanır: Mescid-i Nebevî'ye Bâbüsselâm'dan edeple girmek ve Resûlullah'a ﷺ selam vermek.
وَدِّيلِي سَلَامِي يَا رَايِحْ لِلْحَرَمْوَادْعِيلِي وَسَلِّمْلِي عَلَى هَادِي الْأُمَمْEy Harem’e doğru yola çıkan, selamımı götür,Benim için de dua et, ümmetlere rehber olan Peygamber’e ﷺ selamımı ilet.اُنْظُرْ لِلْكَعْبَةْ يَا مَحْلَاهَانُورٌ وَجَلَالٌ يَغْشَاهَايَحْرُسُهَا رَبِّي وَيَرْعَاهَااُذْكُرْنِي أَمَامَهَا وَادْعِيلِيKâbe’ye bak, ne güzeldir o!Nur ve heybet sarmış dört bir yanını.Rabbim korur, gözetir onu;Onun huzurunda beni de an, bana dua et.يَا سَاعِي بِهِمَّةْ مِنَ الصَّفَا لِلْمَرْوَةْيَا شَارِبْ مِنْ زَمْزَمْ اِتْذَكَّرْنِي بِدَعْوَةْEy Safâ’dan Merve’ye gayretle sa’y eden,Ey Zemzem’den içen, beni de bir duayla an!يَا طَالِعْ عَلَى جَبَلِ الرَّحْمَةْيَا مَاشِي فِي وَسَطِ الزَّحْمَةْاُطْلُبْ مِنْ مَوْلَاكَ الرَّحْمَةْوَاذْكُرْنِي أَمَامَهَا وَادْعِيلِيEy Rahmet Dağı’na çıkan,Ey kalabalıklar arasında yürüyen!Mevlâ’ndan rahmet dile;Orada beni de an, benim için dua et.هَنِيئًا هَنِيئًا يَا رَايِحْ لِلْهَادِيغَرَامُهُ شَغَلَنِي مَلَأْ كُلَّ فُؤَادِيNe mutlu sana, ne mutlu, ey Hâdî’ye ﷺ giden!Ona duyduğum sevda sardı beni,Bütün gönlümü doldurdu.اُدْخُلْ مِنْ بَابِ السَّلَامِ بِتَأَدُّبٍ وَاحْتِرَامٍسَلِّمْ عَلَى طٰهَ التِّهَامِيوَاسْأَلْهُ الشَّفَاعَةَ وَادْعِيلِيBâbüsselâm’dan edep ve hürmetle gir,Tihâme’nin gülü Tâhâ’ya ﷺ selam ver.Onun şefaatini dile,Benim için de dua et.
10. İçimde Bir Sevgi, İçimde Bir Vecd (فِيَّ حُبٌّ فِيَّ وَجْدٌ)
Listemizi, kısa ama insanın dilinden düşmeyen bir sevgi neşidiyle kapatıyoruz. "İçimde bir sevgi, bir vecd ve sınırsız bir özlem var; yâ Rasûlallah, kalbim hâlâ senin adınla terennüm ediyor." Neşid, Peygamberimizin ﷺ âlemlere rahmet olarak gönderilişini ve onunla "en hayırlı ümmet" olmanın sevincini anlatır.
Son beyit, hicret günü Medineli çocukların ve hanımların Resûlullah'ı ﷺ karşılarken söyledikleri meşhur "Talaa'l-bedru aleynâ" ("Vedâ tepelerinden üzerimize dolunay doğdu") mısraını yankılar. Bu yüzden onu, Peygamber'in ﷺ Medine'ye vardığında ilk durduğu yer olan Kubâ Mescidi'nin fotoğrafıyla eşleştirdik.
فِيَّ حُبٌّ فِيَّ وَجْدٌ وَاشْتِيَاقٌ لَا يُحَدُّيَا رَسُولَ اللهِ قَلْبِي لَمْ يَزَلْ بِاسْمِكَ يَشْدُوİçimde bir sevda, bir vecd, ucu bucağı olmayan bir özlem var.Yâ Resûlallah, kalbim hâlâ senin adınla terennüm eder.أَنْتَ لِلْعَالَمِ رَحْمَةْ جِئْتَ تَمْحُو كُلَّ ظُلْمَةْنَحْنُ يَا خَيْرَ رَسُولٍ بِكَ صِرْنَا خَيْرَ أُمَّةْSen âlemlere rahmet olarak geldin, karanlıkları aydınlatmaya.Ey elçilerin en hayırlısı, seninle hayırlı bir ümmet olduk.حُبُّكَ السَّاكِنُ فِيَّ لَمْ يَزَلْ يَهْمِي عَلَيَّبَهْجَةً فِي الرُّوحِ فَاضَتْ وَسَلَامًا أَبَدِيَّاİçime yerleşen sevgin üzerime yağmur gibi yağar,Ruhuma taşan bir sevinç, gönlüme ebedî bir huzur olarak.صَلِّ يَا رَبِّ عَلَيْهِ وَاسْقِنَا مِنْ رَاحَتَيْهِذَابَتِ الرُّوحُ وَتَاقَتْ وَبَكَتْ شَوْقًا إِلَيْهِYâ Rab, ona salât eyle, bizi de onun mübarek ellerinden sunulanla nasiplendir.Ruh eridi, hasretle yanıp tutuştu, ona kavuşma özlemiyle ağladı.مُذْ دَعَا بِالنُّورِ دَاعٍ رَدَّدَتْ كُلُّ الْبِقَاعِطَلَعَ الْبَدْرُ عَلَيْنَا مِنْ ثَنِيَّاتِ الْوَدَاعِBir davetçi nurla çağırdığından beri,Her diyar şu sözleri yankılar:“Üzerimize dolunay doğdu,Vedâ tepelerinden!”
Son Söz
Bu on eser, Arap dünyasının zengin kaside ve neşid geleneğinden yalnızca küçük bir demet. Kimi bir âlimin kaleminden, kimi halkın dilinden doğmuş; ama hepsinin ortak noktası, insanı Rabbine ve Resûlü'ne ﷺ yaklaştıran bir sevgi dili olmaları.
Sözlerin anlamını bilerek dinlediğinizde, aynı ezginin bambaşka bir derinlik kazandığını göreceksiniz. Belki bir gün siz de "Hel takbelûnî?" diye fısıldarken ya da "Yâ Rasûlallah, huz biyedî!" nakaratına eşlik ederken bulursunuz kendinizi. Listenize eklemek istediğiniz başka kasideler varsa yorumlarda bizimle paylaşın.