mücelled
İslam

Moro Müslümanları: Asya'nın Ucunda Beş Asırlık İman ve Direniş

Sulu'nun sultanlarından Bangsamoro'nun ilk seçimine: Ümmetin uzakta ama hiç de yabancı olmayan bir parçasının hikâyesi.

Muaz Kartal
Muaz Kartal

· 8 dk okuma

Sulu Takımadaları'ndaki Jolo şehrinde, kıyıdaki Tulay Camii ve önündeki küçük balıkçı tekneleri
Jolo kıyısı ve Tulay Camii. Sulu Sultanlığı'nın asırlık başkenti, bugün de Moro'nun kalbi. · Fotoğraf: Patrickroque01 / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Bismillahirrahmanirrahim.

Resûlullah (s.a.v.) müminleri birbirine merhamet eden, birbirini seven ve gözeten tek bir bedene benzetir. Bedenin bir uzvu acı çektiğinde, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).

Allah'a hamdolsun ki bugün İslam'ın uzuvları dünyanın dört bir yanında. Moro Müslümanları da bunlardan biri.

İstanbul'dan on bin kilometreden fazla uzakta, Filipinler'in güneyindeki Mindanao adası ve Sulu takımadalarında yaşayan bu topluluk, beş asırdan fazla süredir imanını ve kimliğini korumak için mücadele ediyor. İspanyol, Amerikan ve Japon işgallerine ve ardından da kendilerini hiçbir zaman tam olarak kabullenmeyen bir devlete karşı. Bu yazıda o uzun yolun ana duraklarını, olabildiğince sade bir şekilde anlamaya ve Moro Müslümanlarını tanımaya çalışacağız.

Moro Kimdir? Bir İsmin Hikâyesi

"Moro" kelimesi aslında yabancıların koyduğu bir isim. İspanyollar, Endülüs'te karşılaştıkları Müslümanlara "Moor" (Latince Mauri, Mağribî) diyordu. 16. yüzyılda Filipinler'e - oldukça doğuda olmasına rağmen - geldiklerinde karşılarında yine secde eden, yine "Allahu ekber" diyerek direnen insanlar bulunca onlara da aynı adı verdiler. Yani bu isim, Endülüs'ün düşüşüyle Asya'daki yeni bir çatışmayı birbirine bağlayan bir köprü gibi.

Zamanla Müslümanlar bu ismi sahiplendi. 20. yüzyılın başlarında "Moro" artık aşağılayıcı bir etiket değil, Hristiyan Filipinlilerden ayrı bir siyasi kimliğin adıydı. Bugün sıkça duyduğumuz "Bangsamoro" ise Malayca "bangsa" (millet) kelimesiyle birleşiminden gelir ve "Moro milleti" anlamına taşır.

İslam'ın Adalara Gelişi: Tüccarlar, Dervişler, Sultanlar

İslam bu adalara kılıçla değil, ticaretle ve ahlakla ulaştı. 9. ve 10. yüzyıllardan itibaren Kızıldeniz'den Güney Çin Denizi'ne uzanan deniz yolunda gidip gelen Arap ve diğer Müslüman tüccarlar, bölge halkıyla evlendi, onlarla yaşadı ve dinlerini en güzel şekilde, hayatlarıyla anlattılar.

Bölgedeki en eski kesin İslami iz, Jolo yakınlarındaki Bud Dato'da bulunan ve hicri 710 (miladi 1310) tarihli bir mezar taşıdır. Rivayete göre 1380'de Kerîmü'l-Mahdûm adlı bir sûfî derviş Sulu adalarına ulaştı ve Simunul adasında bugün hâlâ ayakta olan bir mescit inşa etti. 15. yüzyılın ortalarında Şerif Ebû Bekir, Jolo'yu başkent yaparak Sulu Sultanlığı'nı kurdu. 1515 civarında ise Şerif Muhammed Kabungsuvan, Mindanao'da Maguindanao Sultanlığı'nın temellerini attı.

İspanyollar geldiğinde İslam yalnızca güneyde değildi. Bugünkü başkent Manila bile Raja Süleyman'ın yönetiminde bir Müslüman beyliğiydi.

Üç Asırlık Direniş: Moro Savaşları

İspanyollar 1565'te bölgeye ayak bastı, 1571'de Manila'yı aldı. 1587'de Vali Francisco de Sande'nin emriyle Mindanao ve Sulu Müslümanlarını zorla Hristiyanlaştırmayı ve camilerini yıkmayı hedefleyen seferler başladı. Böylece tarihe "Moro Savaşları" olarak geçecek ve 1898'e kadar, yaklaşık üç asır sürecek bir direniş dönemi açıldı.

Cotabato şehrinde, elinde kılıç tutan Sultan Muhammed Dipatuan Kudarat'ın altın renkli heykeli
Cotabato'daki Sultan Kudarat heykeli. İspanyollara yarım asır boyun eğmeyen sultanın hatırası. · Fotoğraf: Jahwulf935 / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Bu dönemin en parlak isimlerinden biri, 1619-1671 yılları arasında hüküm süren Sultan Kudarat'tır. Yönetimindeki topraklar Sibuguey Körfezi'nden Davao Körfezi'ne uzanıyordu ve bu, Filipinler topraklarında kurulmuş en büyük yerli devletti. İspanyollar Maguindanao ve Jolo'yu defalarca ele geçirdi, antlaşmalar imzalandı, bozuldu ama Moro halkı hiçbir zaman tam olarak teslim olmadı.

Direnişin en çok konuşulan yüzlerinden biri de "juramentado" idi. İspanyolca "yemin eden" anlamına gelen bu isim, Kur'an üzerine yemin edip işgalcinin en güçlü noktasına tek başına yürüyen fedai savaşçılara verilmişti. Amerikalı tarihçi Peter Gowing, askerî tarihte II. Dünya Savaşı'ndaki kamikazeler dışında bu kadar korku salan pek az olgu kaydedildiğini yazar. Bu gelenek, bir halkın topraklarına ve dinine ne kadar derin bir bağlılıkla sarıldığının, işgalcinin gözündeki en çarpıcı tanığıydı.

Dalgalı ağızlı geleneksel Moro kılıcı kris ve ahşap kını
Moro kılıcı kris. Üç asır süren direnişin sembollerinden biri. · Fotoğraf: The Metropolitan Museum of Art / Wikimedia Commons (CC0)

Amerikan İşgali, Osmanlı Bağı ve Bud Dajo

1898'de İspanya, Paris Antlaşması ile Filipinler'i sanki kendi mülküymüş gibi 20 milyon dolar karşılığında ABD'ye devretti. Moro halkı için değişen tek şey ise işgalcinin bayrağıydı. 1903-1913 arasında bölge doğrudan Amerikan askerî yönetimine bağlandı.

Bu dönemin ümmet açısından çok güzel bir anısı da var. O da bugün belki haberdar dahi olmadığımız Moro'yu, o zamanlar ümmetin halifesi olan Sultan II. Abdülhamid'in yalnız bırakmaması. Halife, uzaklardaki bu kardeşlerinin dertleriyle ilgilenmiş ve ihtiyaç duyulan yerlere hocalar göndermişti. Bazı Moro köylerinde Cuma hutbesinin uzun yıllar Osmanlı halifesi adına okunmuştur. Coğrafya uzaktı, ama kalpler aynı kıbleye dönüktü. İşte, hilafet böyle bir organdı.

Bu bağın Amerikalılar tarafından da bilindiğini gösteren şöyle bir olay var ki 1899'da İstanbul'daki ABD elçisi Oscar Straus, Sultan Abdülhamid'den Sulu Müslümanlarına Amerikalılarla savaşmamaları yönünde bir mesaj göndermesini istedi. Straus'un hatıratına göre Sultan bu talebi kabul etti ve aynı yıl Sulu Sultanı ile Amerikalılar arasında Bates Antlaşması imzalandı. Bu olay dahi, hilafetin uzak Moro'da ne kadar büyük bir manevi otoriteye sahip olduğunu gösteriyor. Ne var ki Amerikalılar 1904'te antlaşmayı tek taraflı olarak feshetti. Ardından gelen yıllar ise, Moro için en karanlık yıllar oldu.

Mart 1906'da, Jolo adasındaki sönmüş bir yanardağ olan Bud Dajo'ya sığınan Müslümanlar, Amerikan birliklerinin saldırısına uğradı. Kadınlar ve çocuklar dâhil yüzlerce, bazı kaynaklara göre binlerce Müslüman hayatını kaybetti. Hayatta kalan neredeyse yoktu. Bu katliam, Moro hafızasında hâlâ kanayan bir yaradır.

Jolo Ulusal Müzesi'nden görünen Bud Dajo dağı ve önündeki yeşil alan
Jolo'dan Bud Dajo. 1906'da kadın ve çocuklarla birlikte yüzlerce Müslümanın katledildiği dağ. · Fotoğraf: Icefirexd / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

1924'te bir Moro heyeti ABD Kongresi'ne giderek Filipinler bağımsız olursa kendilerinin ayrı tutulmasını istedi. 1935'te 120 Lanao datusu (yerel önder) aynı talebi bir mektupla Başkan Roosevelt'e iletti. Her iki talep de reddedildi.

1946: Bağımsızlık Kimin İçin?

4 Temmuz 1946'da Filipinler bağımsızlığını ilan ettiğinde, Moro halkı için bu bir kurtuluş değil, yeni bir bağımlılığın başlangıcıydı. Amerikalılar bölgeyi Hristiyan çoğunluklu kukla bir Manila hükümetine bıraktı. Kuzeyden getirilen yerleşimciler Müslümanların topraklarına yerleştirildi. Asırlardır kendi topraklarında çoğunluk olan Müslümanlar, bazı bölgelerde azınlığa düştü. Yoksulluk, işsizlik ve orduda, bürokraside ayrımcılık tabloyu tamamladı.

1968'de Corregidor adasında yaklaşık otuz Müslüman askerin öldürülmesi ve 1971'de Kuzey Cotabato'daki Manili'de bir caminin içindeki yaklaşık yetmiş Müslümanla birlikte yakılması, sabrın son noktasıydı. 1969'da Nur Misuari önderliğinde Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) kuruldu ve silahlı mücadele başladı. 1974'te İslam İşbirliği Teşkilatı MNLF'yi tanıdı. 1976'da Libya'nın arabuluculuğuyla imzalanan Trablus Antlaşması özerklik vaat etti, fakat Manila hükümeti antlaşmayı seçici biçimde uyguladı ve vaatler büyük ölçüde kâğıtta kaldı.

Yarım asrı aşan bu çatışmada 100 ila 200 bin kişi hayatını kaybetti, iki milyondan fazla insan yerinden edildi. Güneydoğu Asya'nın en uzun süreli silahlı çatışmalarından biri, dünyanın gündeminde neredeyse hiç yer bulmadı.

Selamet Haşim ve Mücadele Ahlakı

1970'lerin sonunda MNLF'den ayrılan bir grup, Kahire'de Ezher'de ilim tahsil etmiş bir âlimin, Selamet Haşim'in önderliğinde yeni bir yol açtı. Eski Mısır ve Ezher böyle bir berekete gebe olmuştu. Bu yol, yeni bir hareketin, Moro İslami Kurtuluş Cephesi'nin (MILF) doğuşuydu. Haşim'i farklı kılan, mücadeleye askerî değil ahlaki bir teşhisle başlamasıydı. Arkadaşlarına söylediği aktarılan şu söz, hareketin yönünü belirledi: Dünya Moro mücahitlerini Müslüman olarak tanıyordu, oysa askerlerinin çok azı namaz kılıyordu. Namaz kılmayan mücahitlerle bu mücadele sürdürülemezdi.

Haşim'in yol haritası tek bir ayete dayanıyordu: "Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez" (Ra'd, 13/11). Bu ilkeden hareketle 20 ve 50 yıla yayılan bir toplumsal dönüşüm planı hazırladı ve dört temel hedef belirledi:

  • İslamlaşma: Kamplarda medreseler kuruldu, gençler İslami ilimler tahsili için yurt dışına gönderildi ve yeni bir nesil bu bilinçle yetiştirildi.
  • Kurumsallaşma: Hareket, en küçük yerleşim birimine kadar teşkilatlandı. Şûra başta olmak üzere İslami kurumların toplum içinde işletilmesine çalışıldı.
  • Savunmaya dayalı askerî yapı: Ordu saldırı için değil, inşa edilen toplumu korumak için vardı. Tamamen gönüllülük esasına dayanıyordu.
  • Kendi kendine yeterlilik ve İzzet: Dışarıdan savaşçı kabul edilmedi, hiçbir mücahit maaş almadı.
Marawi'de iki minareli, altın kubbeli beyaz Marawi Ulu Camii
Marawi Ulu Camii. 2017'deki yıkımın ardından yeniden ayağa kalkan şehrin simgesi. · Fotoğraf: Patrickroque01 / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Bu yapının iki taşıyıcı sütunu vardı: istişare ve adalet. Kendi dili ve tarihi olan 13 farklı topluluğu ortak bir Müslüman kimliği etrafında birleştirmek, ancak istişareyle mümkündü. Bazı bölgelere 20-25 saatlik yolculuklarla ulaşılan bir coğrafyada bile Merkez Komite toplantıları hiç aksatılmadı. Haşim, son derece karizmatik bir lider olmasına rağmen hiçbir kararı istişaresiz almadı. Hareket lider merkezli değil, ortak akıl merkezli yürüdü ve ilerledi. Bu konuda da ciddi bir örneklik teşkil etti.

“Allah'ın hoşnut olmayacağı yöntemlerle, Allah'ın dinine hizmet edilmez.”
— MILF'in mücadele ilkesi (İNSAMER, 2025)

Adalet ilkesinin en güzel tanığı ise bir Hristiyan din adamıdır. İHH'nın bölgedeki temsilcileri, Cotabato'daki Katolik kilisesinin önde gelen kardinaline, ileride kurulacak bir Müslüman özerk yönetiminde azınlıkta kalmaktan endişe edip etmediğini sorduğunda şu cevabı alır:

“Savaş zamanında bile bize zarar vermediler; barış zamanında neden versinler?”
— Cotabato Kardinali (İNSAMER, 2025)

Silahtan Masaya: Bangsamoro'ya Giden Yol

Barış yolu da en az savaş kadar sabır istedi. 1996'da MNLF ile bir antlaşma imzalandı, fakat uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle süreç tıkandı. MILF ile 1997'de başlayan görüşmeler, 2000'de Başkan Estrada'nın "topyekûn savaş" ilanıyla kesintiye uğradı. 2003'te Selamet Haşim vefat etti ve bayrağı Hacı Murad İbrahim devraldı.

Kırılma noktası ise 2011'de geldi: Mücadelelerin sonunda Başkan Benigno Aquino, Murad İbrahim'i Tokyo'da bire bir görüşmeye davet etti. Bir Filipin devlet başkanının "ayrılıkçı" bir lideri ilk kez muhatap alması, güvenin kapısını araladı. 2012'de Çerçeve Antlaşması, 2014'te Kapsamlı Barış Antlaşması imzalandı. MILF bağımsızlık hedefinden vazgeçse de Filipinler içinde geniş bir özerklik talebinde karar kıldı.

Süreç boyunca Filipin tarafında altı devlet başkanı, dokuz barış bakanı ve on iki müzakere heyeti başkanı değişti. MILF'in müzakere heyeti ise hiç değişmedi ve aynı istikrarda devam etti. Anlaşmaların uygulanmasını izleyen bağımsız heyette Türkiye'den İHH İnsani Yardım Vakfı da yer aldı. Murad İbrahim'in ifadesiyle başarının sırrı tek kelimedeydi: samimiyet.

Bangsamoro Geçiş Otoritesi üyeleri, 2019'daki açılış töreninde sahnede toplu fotoğraf veriyor
Bangsamoro Özerk Bölgesi'nin açılışı, Mart 2019. Elli yıllık mücadelenin masadaki karşılığı. · Fotoğraf: Richard Madelo for the Presidential Communications Operations Office / Wikimedia Commons (Public domain)

Temmuz 2018'de Başkan Duterte, 11054 sayılı Bangsamoro Organik Kanunu'nu imzaladı. Ocak 2019'daki halk oylamasında Moro halkı sandığa koştu ve Bangsamoro Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi (BARMM) kuruldu. Murad İbrahim, geçiş hükümetinin ilk başkanı oldu. Bölge artık kendi parlamentosuna, kendi anayasal yapısına ve aile hukuku gibi alanlarda şeriat mahkemelerine sahipti.

Kazanımlar somuttu. Murad İbrahim'e göre geçiş döneminde yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 30 azaldı, yatırımlar bölgeye gelmeye başladı. Uzun yıllar ülkenin en güvensiz şehirlerinden biri olan Cotabato, 2020'de yapılan bir araştırmada Filipinler'in en güvenli ikinci şehri seçildi.

Bugün: Kazanımlar ve Kırılgan Bir Barış

Ne var ki barış, imzayla değil uygulamayla yaşar. 2025'te geçiş hükümetinin başına, anlaşma gereği MILF'in tavsiyesi alınması gerekirken bu tavsiye alınmadan bir atama yapıldı. Seçimler defalarca ertelendi. Sahada da gerilim tamamen bitmedi: 2022'de Basilan'da ordu ile MILF arasında çatışma çıktı, 2023'te Maguindanao del Sur'da yedi kişinin evlerinden alınarak öldürüldüğü iddiası bölgede büyük öfkeye yol açtı. Ordu ölenlerin başka bir silahlı gruba mensup olduğunu söyledi, MILF ise bunun ateşkes ihlali olduğunu açıkladı.

Ancak yine de müzakereler bitmiş değil. 14 Eylül 2026'da Bangsamoro tarihindeki ilk parlamento seçimi yapıldı ve seçmenlerin yaklaşık yüzde 84'ü sandığa gitti. Seçilen 80 milletvekili 30 Ekim'de göreve başlayacak ve bölgenin başbakanını kendi aralarından seçecek.

Ramazan Bayramı gecesinde renkli ışıklarla aydınlatılmış Bangsamoro Hükümet Merkezi binası
Ramazan Bayramı'nda Bangsamoro Hükümet Merkezi, Cotabato. · Fotoğraf: BARMM Bureau of Public Information / Wikimedia Commons (Public domain)

Ümmet Olarak Bize Düşen

Moro'nun hikâyesi bize çokça ders veriyor. Sahada edinilen tecrübeler, yalnızca Moro'ya değil hepimize hitap ediyor.

Murad İbrahim, Türkiye'deki bir çalıştayda Türk kardeşlerine şöyle seslenmişti: "Mücadelemiz aynı zamanda sizin mücadelenizdir." Bu sözün altını doldurmanın yolu büyük cümlelerden geçmiyor. Moro'yu tanımak, anlatmak, orada çalışan yardım kuruluşlarına destek olmak, oradan gelen öğrencilere kapımızı açmak ve en azından dualarımızda onlara yer ayırmakla başlayabiliriz.

Allah, Moro'daki kardeşlerimize adil ve kalıcı bir barış, kendi topraklarında izzetle yaşayacakları bir gelecek nasip etsin. Bizi de ümmetin dertlerinden habersiz yaşayanlardan kılmasın. Âmin.

Fotoğraf Kaynakları

Bu konuda bir test

Tüm testler →

İlgili yazılar