mücelled
İslam

Sudan: Nil'in Kıyısında On Dört Asırlık İman, Unutulan Bir Savaş

Bakt antlaşmasından El Faşir'e: Ümmetin en kalabalık acısının, en sessiz hikâyesi.

Muaz Kartal
Muaz Kartal

· 8 dk okuma

Sevakin'de tarihi el-Geyf Camii
Sevakin'deki tarihi el-Geyf Camii. Kızıldeniz kıyısındaki bu liman, asırlarca hac yolunun ve Osmanlı'nın Afrika'daki kapısıydı. · Fotoğraf: Bertramz / Wikimedia Commons (CC BY 3.0)

Bismillahirrahmanirrahim.

Bir ülke düşünün: Topraklarında on dört asırdır ezan okunuyor. Halkının neredeyse tamamı Müslüman. Sûfî zikir halkaları, Kur'an hafızları ve misafirperverliğiyle biliniyor. Ancak bu ülke, üç buçuk yıldır, dünyanın bugün yaşadığı en büyük insani felaketin ortasında.

Bu ülke Sudan. Muhtemelen haberini en son ne zaman okuduğunuzu hatırlamıyorsunuz. Bu yazı, o sessizliği biraz olsun bozmak için yazıldı. Önce Sudan'ın İslam'la buluşmasını ve ümmetle bağını anlatacağız, sonra da bugün yaşananları. Yazının son bölümü ise bir eleştiri ve bir çağrı. Sudan'ın Müslüman halkının yanında durmaya çalışan bağımsız bir Müslümanın görüşü.

İslam'ın Nil'e Gelişi: Bir Antlaşma, Bir Kervan, Bir Derviş

Sudan'ın İslam'la tanışması, Mısır'ın fethinden hemen sonraya, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemine uzanır. O günlerde bugünkü kuzey Sudan'da Hristiyan Nûbe krallıkları vardı. Hz. Osman'ın Mısır valisi Abdullah b. Sa'd b. Ebû Serh, Nûbeliler üzerine yürüdü ve Ramazan 31'de (miladi 652) onlarla meşhur Bakt antlaşmasını imzaladı.

Bu antlaşma bir fetih değil, bir barıştı. Taraflar birbirinin topraklarına serbestçe girip ticaret yapabilecek, Müslümanlar kıtlık çeken Nûbelilere yiyecek ve giyecekle yardım edecek, Nûbeliler de Dongola'da bir caminin bakımını üstlenecekti. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre bu düzen, yaklaşık 600 yıl, Memlük Sultanı Baybars'ın 1276'da Dongola'yı almasına kadar sürdü. Yani Sudan'a İslam, kılıçtan önce bir sözleşme, bir pazar ve bir cami ile girdi.

Asıl dönüşümü ise asırlar boyunca güneye inen Arap kabileleri, tüccarlar ve âlimler getirdi. Evlilikler, ticaret yolları ve dervişlerin tekkeleri yoluyla İslam yavaş yavaş Nil boyunca yayıldı. Baybars'ın fethinden sonra bölge süratle İslâmlaştı. Dongola'daki eski kraliyet sarayının taht salonu 1317'de camiye çevrildi. Bu saray, Nil vadisinde bir devrin kapanıp yenisinin açılmasının sembolü oldu.

Kısacası bugünkü Sudan toprakları on dört asırdır İslam'la temas halinde. Beş asrı aşkın bir süredir de Müslüman sultanlıkların yurdu.

Sultanlıklar Çağı: Sennar ve Darfur

Fung Sultanlığı'nı gösteren 18. yüzyıl haritası
İskoç gezgin James Bruce'un 18. yüzyıl haritasında Sennar (Fung) Sultanlığı. · Görsel: James Bruce / Wikimedia Commons (kamu malı)

1504 civarında Mavi Nil kıyısında Fung (Sennar) Sultanlığı kuruldu. Sudan tarihinin ilk büyük Müslüman devleti olan Sennar, üç asır boyunca bölgenin ilim ve ticaret merkezi oldu. Hicaz'dan ve Mısır'dan gelen âlimler burada medreseler açtı. Mâlikî fıkhı ve tasavvuf ile Sudan dinî kimliğini bu dönemde kazandı.

Batıda ise 17. yüzyılda Darfur Sultanlığı doğdu. Darfur sultanları, her yıl Mekke'ye giden hac kervanıyla Kâbe'ye örtü ve hediyeler gönderirdi. Bu, Sudan'ın Haremeyn'e ve ümmetin merkezine ne kadar bağlı olduğunun güzel bir göstergesiydi. Bugün aynı Darfur'un adı ne yazık ki katliamlarla anılıyor.

Osmanlı ve Hilafetle Bağı

1517'de Mısır'ın Osmanlı'ya katılmasının ardından Sevakin (Suakin) limanı Osmanlı idaresine girdi ve Habeş Eyaleti'nin önemli limanlarından biri oldu. Afrika'dan Hicaz'a giden hacılar asırlarca bu limandan gemiye bindi. Fung sultanları da Osmanlı'yı İslam dünyasının hamisi olarak tanıdı.

1821'de resmiyette Osmanlı'ya bağlı ancak harekette bağımsız olan Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın ordusu Sennar'a girdi ve Sudan'ın büyük kısmını kendi idaresine bağladı. Hartum'u bu dönemde bir askerî kamp olarak kurdu ve başkent yaptı. Bölgeyi kendi yönetimi altında topladı. Fakat ağır vergileri ve köle ticaretine göz yummasıyla halkta derin bir öfke de biriktirdi.

O öfke 1881'de Muhammed Ahmed'in Mehdî hareketiyle patladı. Mehdîler 1885'te Hartum'u alıp İngiliz General Gordon'u öldürdü ve Ümmü Durman merkezli bir devlet kurdu. Ancak 2 Eylül 1898'de Kitchener'in makineli tüfekleri karşısında, Kerrerî (Ümmü Durman) savaşında bir sabah içinde binlerce kişi kayıp verildi. Sudan ise, kâğıt üzerinde Mısır ile ortak ama gerçekte bir İngiliz sömürgesine dönüştü.

Ümmü Durman Savaşı tablosu
1898 Ümmü Durman (Kerrerî) Savaşı. Mehdî devletinin sonu ve İngiliz sömürge döneminin başlangıcı. · Görsel: William Barnes Wollen / Wikimedia Commons (kamu malı)

Hilafetle bağ yine de kopmadı. Birinci Dünya Savaşı'nda Darfur Sultanı Ali Dinar, Osmanlı halifesinin cihat çağrısına uydu ve İngilizlere karşı tavır aldı. 1916'da İngilizler Darfur'a girdi, Ali Dinar öldürüldü ve sultanlık sona erdi.

Son Yüzyıl: Bağımsızlık, Darbeler ve Bölünme

İngilizler, Sudan'ı yönetirken kuzeyi ile güneyi bilinçli olarak birbirinden ayırdı. Güneye Müslüman tüccarların ve Arapçanın girmesini kısıtlayan "kapalı bölge" düzenlemeleri ile, bugünkü bölünmelerin tohumlarını attılar. 1 Ocak 1956'da Sudan bağımsızlığını kazandığında, güneyde bir iç savaş çoktan başlamıştı.

Bağımsızlıktan sonraki yetmiş yıl, kısa sivil dönemlerle bölünmüş bir askerî darbeler zincirine dönüştü: 1958, 1969, 1989. Bu arada Sudan, ümmetin ortak davalarında da yer aldı. Örneğin 1967'deki İsrail'e karşı Altı Gün Savaşı yenilgisinin ardından Arap liderler Hartum'da toplanıp Filistin konusunda meşhur "üç hayır" kararını aldı. 1983'te dönemin Cumhurbaşkanı Nimeyri şer'i hukuku ilan etti. 1989'da ise henüz asker olan Ömer el-Beşir'in darbesiyle başlayan dönem İslamcı bir söylemle yönetildi, ama yolsuzluk, baskı ve savaşlarla geçti.

Beşir döneminin iki büyük yarası Darfur ve Güney Sudan'dır. 2003'te Darfur'daki isyanı bastırmak için devletin silahlandırdığı Cancavid milisleri, sivillere karşı korkunç suçlar işledi. Bu milisler daha sonra Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) adıyla resmîleştirildi. Bugünse Sudan'da devleti parçalayan bu güç, işte o zamanlar devletin isyanları bastırmak için kurduğu bir güçtü. 9 Temmuz 2011'de ise Güney Sudan ayrıldı ve Sudan, petrol gelirlerinin büyük kısmını kaybetti.

Aralık 2018'de ekmek fiyatlarına karşı başlayan protestolarla, 2019 Nisanı'nda Ömer el-Beşir'i devrildi. Ama devrim daha sonra iki generalin elinde kaldı: Ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemidti). İkisi Ekim 2021'de birlikte darbe yapıp sivil hükümeti devirdiler ve 15 Nisan 2023'te ise iktidarı paylaşamayınca Ordu ve HDK diye ikiye ayrılarak birbirlerine silah çevirdiler.

2019 Hartum oturma eylemi
2019 Hartum oturma eylemi. Halk sivil bir yönetim istiyordu, iki general ise iktidarı paylaşamadı. · Fotoğraf: Ola A .Alsheikh / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Bugün Sudan'da Neler Oluyor?

Bugün savaşın dördüncü yılındayız. Ordu, 2025'te Hartum'u geri aldı ve hükümet Ocak 2026'da başkente döndü. HDK ise Ekim 2025'te 18 aylık bir kuşatmanın ardından Darfur'un son büyük şehri El Faşir'i ele geçirdi. BM'ye göre şehrin düşüşünden sonraki üç günde en az 6 bin kişi öldürüldü. BM bağımsız inceleme heyeti, HDK'nin El Faşir'deki Zağava ve Fur topluluklarını "tamamen ya da kısmen yok etme niyetiyle" hareket ettiği, yani soykırım işlediği sonucuna vardı.

Bugün ülke fiilen ikiye bölünmüş durumda. Ordu doğuyu, kuzeyi ve merkezi tutuyor. HDK Darfur'un neredeyse tamamını ve Kordofan'ın bir kısmını kontrol ediyor ve kendi bölgesinde "Tasis" adıyla paralel bir hükümet kurdu. Çatışmalar Kordofan'da yoğunlaşıyor: El-Ubeyyid kuşatma altında, ordu iki yıldır kuşatılan Delenc'e Ocak 2026'da girebildi ve Ekim 2026'da Kuzey Kordofan'da yeni ilerlemeler duyurdu.

Savaşın yüzü de değişti. Artık en çok öldüren şey insansız hava araçları. BM'ye göre 2026'nın ilk üç ayında İHA saldırılarında yaklaşık 700 sivil öldü. Hastaneler, pazar yerleri, camiler ve mülteci kampları vuruluyor, her iki taraf da bu saldırılarla suçlanıyor. Sadece Ekim 2026'nın ilk iki haftasında Mısır sınırına yakın bir altın madenine yapılan hava saldırısında en az 72 madenci, Mavi Nil'de bir İHA saldırısında 30 kişi öldü.

Rakamların Arkasındaki İnsanlar

Çad'da Sudanlı mülteci kampı
Çad'a sığınan Sudanlıların kampı. Dört milyondan fazla insan ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. · Görsel: Henry Wilkins/VOA / Wikimedia Commons (kamu malı)

Sudan'da kaç kişinin öldüğünü kimse kesin olarak bilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün Al Jazeera'da aktarılan tahmini yaklaşık 40 bin. İHH'nın Nisan 2026 tarihli dergisi "en az 25 bin ölü, 65 binden fazla yaralı" diyor. Ama bu rakamların gerçeği yansıtmadığı herkesin kabulü. Yalnızca El Faşir'de üç günde 6 bin kişi öldürüldü. Mepa News'e göre sadece başkentte 20 binden fazla cenaze kayıt tutulmadan defnedildi. 9 binden fazla kişi hâlâ kayıp olarak aranıyor.

İHH ekiplerinin Atbara'daki bir kampta tanık olduğu manzara, bu rakamların ne anlama geldiğini gösteriyor: İki günde 870 aile gelmiş. Aileler çadır için günlerce, haftalarca bekliyor. Anneler bez ve hasırdan gölgelik kuruyor, çocuklar yakındaki kuyudan bidonlarla su taşıyor. Darfur'dan eşek arabasıyla 16 günde gelen Zeynep Teyze'nin sözleri ise bütün bir halkın duası gibi:

“Tek dileğimiz savaşın bir an önce sona ermesi.”
— Zeynep Teyze, Kesele. İHH İnsani Yardım Dergisi, 86. sayı

Halkın İradesi, Generallerin Savaşı

Sudan'daki savaşı "iki tarafın savaşı" diye anlatmak kolay, ama yanıltıcı. Bu savaşın iki silahlı tarafı var, ama bir de silahsız üçüncü taraf var: Sudan halkı. 2019'da sokaklara dökülen, sivil ve adil bir yönetim isteyen halk, bugün iki generalin savaşının bedelini ödüyor.

Taraflar konuşuyor ama halk adına değil. Ordu komutanı Burhan, 7 Ekim 2026'da müzakereyi reddedip "bütün toprakları geri alana kadar" savaşacağını söyledi. HDK lideri Dagalo ise Şubat 2026'da hedeflerinin "İslamcıların kökünü kazımak" olduğunu açıkladı. Halk ise kendi yolunu bulmaya çalışıyor.

Savaşın Dış Aktörleri

Sudan'daki savaş, yalnızca Sudanlıların savaşı değil. ABD'nin Afrika elçisi Massad Boulos, savaşa "en az 12 ülkenin" karıştığını söyledi, ama isimlerini vermedi.

Dünya Neden Sudan'a Bakmıyor?

Ukrayna'da bir şehir düştüğünde dünya gazeteleri manşet atar. El Faşir'de üç günde binlerce insan öldürüldüğünde ise haber birkaç gün içinde kayboldu. Bunun birkaç sebebi olduğunu düşünüyoruz.

Suçlananların bir kısmı Batı'nın yakın müttefiki ve iş ortağı. Sudan'da gerçeği tam olarak söylemek, Körfez'deki dostları rahatsız etmek demek. Bu yüzden diplomatlar "dış destek" deyip isim vermiyor. Ayrıca, Sudan'da güçlü bir Batılı çıkar yok. Savaş kimsenin petrol fiyatını ya da seçim kampanyasını etkilemiyor.

En acı olanı ise şu: Sudan'ı unutan sadece Batı değil. İslam ülkelerinin önemli bir kısmı da ya sessiz, ya da bu savaşın bir tarafının arkasında.

Bir Eleştiri: Kim Sudan Halkının Yanında?

Bugün Sudan'da silahı elinde tutan aktörlerin hiçbiri Sudan halkının tarafında değil.

İki general. Burhan ve Dagalo, 2019'da halkın devrimini birlikte çaldılar, 2021'de birlikte darbe yaptılar, 2023'ten beri de iktidar kavgalarının bedelini halka ödetiyorlar. HDK'nin El Faşir'de işlediği soykırım hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Ama ordunun pazar yerlerine ve köylere düşen İHA'ları da masum değil.

Para ve silah gönderen başkentler. Bir Müslüman ülkenin parasıyla bir başka Müslüman halkın kanının akıtılması, bu ümmetin en büyük utançlarından biridir. Kendini İslam'ın ve Arap dünyasının hamisi olarak sunan başkentlerin, Sudan'ı altın, liman ve nüfuz için bir satranç tahtasına çevirmesi kabul edilemez.

"Arabulucular." Barış görüşmelerini yürüten Dörtlü, savaşın bir tarafını desteklemekle suçlanıyor ve birçok zulümlere bizzat sebep oluyor.

"Uluslararası toplum". BM, Ekim 2026'da Darfur'a yönelik silah ambargosunu uzattı ama daha geniş yaptırımları yine engelledi. Middle East Eye'ın ortaya koyduğuna göre Uluslararası Ceza Mahkemesi savcıları, vahşet sürerken bir HDK tutuklama kararını rafa kaldırdı. Londra, HDK temsilcilerine "sessiz" toplantılara ev sahipliği yaptı. Bunlar, Sudan'ın neden "unutulmuş" değil, "görmezden gelinen" bir savaş olduğunu gösteriyor.

Ve biz. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın ve Arap Birliği'nin sessizliği bir yana, bizim de payımız var. Maalesef Sudan'ı bilmiyor, Sudan'ı tanımıyoruz.

Ümmet Olarak Bize Düşen

Sudan'ı unutmamak için büyük işler yapmamız gerekmiyor. Ama bir şeyler yapmamız gerekiyor:

  • Bilmek ve konuşmak. Sudan'ı gündemde tutmak, bu savaşı finanse edenlerin en çok korktuğu şeydir. Okuyun, paylaşın, sorun.
  • Dua etmek. Sudan'daki kardeşlerimizi dualarımızdan eksik etmemek.
  • Güvenilir yardım kuruluşlarına destek olmak. Sahada olan, hesabını veren kuruluşlar aracılığıyla.
  • Adını koymak. Sudan halkını öldüren silahın ve paranın nereden geldiğini, hangi bayrağı taşırsa taşısın, söylemekten çekinmemek.

Sudan, Nil'in iki kolunun birleştiği yerde, Afrika'nın İslam'la buluştuğu kapıdır. O kapı bugün yanıyor. Ve bizim ona sırtımızı dönmeye hakkımız yok.

Allah'ım, Sudan'daki kardeşlerimize sabır, sükûnet ve emniyet ver. Zalimlerin elini onlardan çek. Bu ümmetin kalbini, bir uzvunun acısını yeniden hissedecek kadar diri kıl. Âmin.

Fotoğraf Kaynakları

Kaynaklar

  1. 1.Sudan sayfası — Al Jazeera
  2. 2.After three years of war, what is the situation like in Sudan? — Al Jazeera, 14 Nisan 2026
  3. 3.'Erosion of a country's future': What has the war cost Sudan? — Al Jazeera, 15 Nisan 2026
  4. 4.Drones, Iran war escalating horror as Sudan war enters fourth year — Al Jazeera, 14 Nisan 2026
  5. 5.Sudan War — Middle East Eye
  6. 6.Sudan — Anadolu Ajansı
  7. 7.Sudan haberleri — Mepa News
  8. 8.Kayıplar ve toplu mezarlar: Sudan'da insani kriz derinleşiyor — Mepa News, 7 Eylül 2026
  9. 9.Sudan parçalanmaya doğru mu sürükleniyor? — Mepa News, 26 Ağustos 2026
  10. 10.Sudan'da HDK'nin katliamları soykırıma işaret ediyor — Mepa News, 22 Şubat 2026
  11. 11.Sudan'daki BAE destekli milislerin lideri: İslamcıların kökünü kazımak istiyoruz — Mepa News, 26 Şubat 2026
  12. 12.ABD: Sudan'da HDK'yi kimin desteklediğini biliyoruz — Mepa News, 13 Kasım 2025
  13. 13.86. sayı, "Bitmeyen Göç" dosyası — İHH İnsani Yardım Dergisi
  14. 14.Bakt — TDV İslâm Ansiklopedisi

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu konuda bir test

Tüm testler →

İlgili yazılar